Dozunda ve kıvamında yapılan eleştiri insanların yönünü tayin eder. Dozu kaçırılan eleştiri ise, yanlışı pekiştirir ve üzerini örter. Küllenen hatalar günün birinde yeniden doğar. Eleştiriye açıklık önemli bir erdemdir. Eleştirilmek, yolunda ilerleyen için, patlamış sokak lambaları ampullerini yakmak gibidir. Yeni ampulleri dikkatlice çıkarıp sağlamını takmak yolu aydınlatır.
Eğri denen şey, normalin hilafına olandır. Normal denen şey ise, toplumun genel kabulüne, değerlerine, kültür birikimine, uyması gerekli hukuk kurallarına aykırı düşmeyen şeylerdir. Yanlışlar olmadan doğrunun ne olduğu anlaşılamaz. Yanlışlar doğrunun doğruluk derecesini gösterir. Kötü giden, yanlış olan bir şeyleri değiştirmeye çalışmak güzledir. Güzellik adına yapılan, insan olanın yapması gereken bir davranıştır. Yanlış olanın üzerini kapatmaya, gizlemeye başlarsak diğer yanlışlara misal olur ki, bu da bulaşıcı bir hastalık gibi toplumu sarmalamaya başlar. Yanlışı terk etmeye kendimizden başlamak en doğrusu. Bizim uygulamadığımız doğruları, başkasına "yapın" diye söylemek ancak kuru ve önemsiz bir tavsiye olacaktır. Yaşamadan yaşamayı önermek en büyük yanlışlardandır. Değişim kendimizle başlar. Kendimiz söylediklerimizin uygulayıcısı olursak ancak "hadi siz de deneyin" demek hakkına sahip oluruz.
"Genç ve özgürken dünyayı değiştirmeyi hayal ederdim. Olgunlaştığımda dünyanın değişmeyeceğini fark ettim, böylece ülkemi değiştirmeye karar verdim. Bir süre çabaladıktan sonra bunun da önceki gibi imkansız olduğunu anladım. İleri yaşlarımdaysa ailemi değiştirmeye çalıştım ama eskiden nasılsalar öyle kalmayı sürdürdüler.
Şimdi, ölüm döşeğinde asıl görevimin kendimi değiştirmek olması gerektiğini keşfettim. Eğer bunu yapmış olsaydım, ailemi değiştirmeyi de başarabilirdim. Ve biraz şansın da yardımıyla bu değişim belki de ülkemi ve hatta kim bilir, tüm dünyayı etkileyebilirdi." (Kaynak:Yazan: Paulo Coelho, aksam.com.tr )
Kendini değiştirmek dünyayı değiştirmek için atılan büyük bir adımdır. Onun için eleştiri oklarını kaldırabilmeli ve yönümüzü tayin ederken onları rehber ışıkları olarak kullanabilmeliyiz.
Dünya çapında bir anket yapılmış.
Sadece bir soru sorulmuş:
"Lütfen dünyanın geri kalan kısmındaki yiyecek eksikliğine bir çözüm ile ilgili kişisel görüşünüzü dürüstçe belirtiniz."
Anket büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmış.
Çünkü,
? Afrika''da insanların "yiyecek" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmedikleri,
? Bati Avrupa''''da insanların "eksiklik" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmedikleri,
? Doğu Avrupa''daki insanların "kişisel görüş"ün ne anlama geldiğini bilmedikleri,
? Ortadoğu''da insanların "çözüm"ün ne anlama geldiğini bilmedikleri,
? Güney Amerika''daki insanların "lütfen" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmedikleri,
? İsrail''deki insanların "dürüstlük" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmedikleri,
? Ve Amerika''daki insanlar "dünyanın geri kalan kısmı"nın ne anlama geldiğini bilmedikleri ortaya çıkmış!
(Kaynak: KİGEM.COM)
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" cümlesini lügatimizden çıkarıp, "Senin derdin, benim derdim" felsefesini kullanmamız gerekir. Yukarıdaki şaka yollu anket, bizim dışımızda da bir dünya var olduğunu ve onun kendine has sorunlarının olduğunu idrak etmemiz için güzel bir örnek. Duyarsızlık, atalet önce kendimizden uzaklaştırılmalıdır. Bir yanlışlığa tepkisiz kalmak, o yanlışlığın pekişmesini sağlayacağından gerekli önlemler hoşgörü süzgeci de elden bırakılmadan mutlaka alınmalıdır.
Güzel bir dünya istiyorsan, önce kendi içinden değişmeye başla. Senin pozitif enerjin kesinlikle sana pozitif olarak geri dönecektir. Olumluluk rüzgârları bir kez esmeye başladığında olumsuzluklar duman olup uçacaktır. Unutmayalım ki, kilometrelerce uzaklık için çıkılan yolculuk, bir tek adımla başlar. Yeter ki ilk adımı "biz" atalım. Olumlu değişimin "BEN"liği, tüm benliklerin üstünde, çok güzel bir bencilliktir.