Online Sayaci 0







Kayıp Parola?

Kim Online

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

naşaba

( maşrapa )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow Bünyamin Sönmez arrow Eğitimde Şiddet ve Eğitimin Önündeki Engeller - 3
Eğitimde Şiddet ve Eğitimin Önündeki Engeller - 3 Yazdır E-posta
Saturday, 12 August 2006

Active Image

 

 

Bünyamin Sönmez
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


Toplum olarak internete olan bağımlılığımız her geçen gün artmakta. Bu sevindirici bir gelişme gibi görünse de, toplamda yüzlerce saat internet başında geçiyor demektir. Dünyadaki en kıymetli hazinelerden olan zamanın her anını dolu geçirmek, bu sihirli internet dünyasında her zaman kolay olmayabiliyor. Çok iyi bilinmelidir ki internet, amaç değil sadece bir araçtır. Yine dünyanın en kıymetli hazinelerinden olan bilgiye ulaşmamızı sağlayan güzel bir araçtır. İnternetle bilgiye ulaşmak parmaklarınızın ucunda artık. İnternet, nisan yağmuruna benzer. Ne derece bilimsel karşılığı var bilmiyorum ama, nisan yağmuru yağdığı sırada yılanların bir türü ağzını gökyüzüne doğru açarmış ve yağan yağmuru içerlermiş. Yılanlar için zehir olurmuş. Yine o sağanak esnasında istiridyeler üzerlerine düşen yağmur damlaları da onların, inciler oluşturmalarını sağlarmış. İnternetin inciler oluşturması hepimizin isteği. Ancak, her istenilen şeye kavuşmak zor ve elimizde de değil.

Zaman ve içine aldıkları artık önceden olduğu gibi yavaş geçmiyor. Aksine bir çırpıda dakikalar saatleri bırakmış günleri, haftaları kovalıyor. Dünyadaki her şey hızla değişiyor. Bu hızlı değişim, iletişim araçları, kültürel hareketlilik, teknolojik yenilikler, çalışma temposundaki artış, bilgi iletim ve paylaşım ağının genişlemesi gibi çok farklı alanlarda kendini gösteriyor. Anne-babalarımız bizim yaşam dilimizden anlayamıyor, çocuklarımız da bizim şu anki yaşam dilinden anlayamayacaklar. Tıpkı bizim onları tam olarak anlayamayacağımız gibi... Televizyona çıkan birçok belli bir yaşlanma dönemindeki teyzelerimiz, dayılarımız, "Ah nerede o eski gençlik" veya "bizim zamanımızda böyle miydi? Biz şunu şunu yapardık" diye hayıflanıyorlar. Sanki köprünün altından çok sular akmış gibi bizler de, on veya on beş yıl önceki zamanlarımızdan özlemle bahsediyoruz. Ben ve benim gibi otuzlu yaşlarında olanlar, yani bilgisayarla neredeyse askerlik çağında tanışanlar, kreş döneminden önce arkadaşlarına fare, klavye dersi veren çocukları görüp, sadece bu anlamdaki sınıf farklarını anlayabiliyoruz. Zaman zaman gerideki zamanların gençliğini şimdiyle kıyaslasamda aklıma lise birinci sınıftaki öğretmenimin "tarih, kendi zamanında algılanmalı ve kıyaslama ona göre yapılmalıdır. Başka bir zamanla, diğer bir zamanı kıyaslamak doğru değildir" sözleri geliyor. Yıllık hızlı değişim göz önüne alındığında, tarihin hiç bir döneminde rastlanmayan değişim ve yenilik, 20. yüzyılın sonlarının hemen her bir yılında görülmektedir aynı zamanda görülmeye de devam etmektedir. Bu açıdan kendi gençlik zamanlarımızı veya birkaç yıl önceki zamanları şimdiyle kıyaslamak, kanaatimce doğru değildir. Özellikle öğretmenler, yaşadıkları zamanı iyi tahlil edip değişen ve gelişen dünyaya ayak uydurmak zorundadırlar. Bizler öğretmenler olarak, bugün yerine dünde kalırsak, yarını yaşamaya başlayan gençlerimizle kuşak farkını kapatamayız. Onlar farklı dillerden konuşurlarken, bizler onlara git gide yabancılaşırız.

Toplumumuzu bekleyen en büyük tehlikelerden biri de gençlerimizin geçmişle bağının kopmasıdır. Aile kavramının koptuğu batı için çoktan kapıları çalan tehlike, şimdi bizim kapımızdadır. Birçok eğitim bilimcinin de söylediği gibi eğitimin üç ayağı vardır.
· Aile
· Okul
· Çevre

Aile, eğitimde çekirdek eğitimin verildiği çok önemli bir kurumdur. Aile kurumu işlevini yitirmeye başladığında, eğitimin en önemli ayaklarından biri de zedelenmiş olur. Çocuğun düşünmeye, konuşmaya, yürümeye, görmeye, duymaya başladığında yanında ilk gördüğü, aile fertleridir. Düşünürken ailesi gibi düşünür, konuşurken ailesi gibi konuşur, dinlerken ailesi gibi dinler, yürürken ailesi gibi yürür, görürken, duyarken kısacası her ne yaparsa ailesinden aldığı eğitimi taklit eder. Ailede bir şeyler yanlış yapılıyorsa yanlış kopyalanır ve tabiri caizse hayata yanlış yapıştırılır. Doğru yapılıyorsa doğrular çocuğun hayatı olur. Yanlış örneklerle dolu aileden düzgün yapıda bireyler oluşması harikulade bir olaydır. Bir düşünürün dediği gibi "Kurbağanın sofrasındaki ziyafet ancak sinek olabilir." Tabi istisnalar kaideyi bozmaz.

Aile içi şiddete maruz kalmak çocuğun dünyasında psikolojik bozulmalara sebep olur. Şiddete başvuran aileler genellikle ekonomik zorluklar içinde olan ailelerdir. İçki ve kötü alışkanlıklar da aile içindeki şiddetin temel nedenleri arasındadır. Tüm bu olumsuzluklar, çocuğun en büyük ihtiyacı olan "sevgi"nin yansıtılamamasına sebep olmaktadır. Hırçınlık, sağa sola saldırgan hareketlilik, kuralları hiçe sayarak aykırı davranışlar içinde olmak onların sosyalleşmelerinin önüne engel koyacak ve toplumdan dışlanarak daha da yırtıcı hareket etmelerine sebep olacaktır. Ailenin çocuklarını kendi istekleri doğrultusunda yetiştirmek için zorlamaları da onların olumsuz davranışlarının kemikleşmesine yol açabilir. Hatta bu uğurda onlara şiddet uygulamak onların ailelerine karşı soğuk bakmaları sonucunu doğuracaktır.

Okul, eğitimde öğretimle birlikte ikinci önemli ayaktır. Ailenin verdiği allı morlu çiçekleri, dallarından çıkıntılarından budayıp toplum vazosunda sulamak onun görevidir. Okulun bahçıvanları öğretmenlerdir. Öğretmenin mahareti, donanımı, tecrübesi, bakış açısıyla emanet aldığı çiçekleri besler ve büyütür. Tüm bunları yaparken de, aileden, her çiçeğin psikolojisine dair notlar edinir. Çünkü bazı çiçekler çok narindir. Yanlış sulama, havasız bırakma, tozda kalma yaramaz onlara.

İnsanın sosyal bir varlık olması münasebetiyle, tek başına yaşam sürmesi düşünülemez. En içe kapanık, en yaramaz, en vurdumduymaz görünen çocukların bile girilebilecek damarları mutlaka vardır. Yukarıda belirttiğimiz bahçıvanın maharetleri nispetinde eğitilme gerçekleştirilebilir. Yıllar öncesinin kapısından bile geçilemeyen öğretmen ve yönetici odaları tarih sayfalarında artık. "Öğrenciye yüz verilmez" diyerek onlara sırtını dönmek veya "Ben öğrencilerin en sevdiği baba, ana öğretmen olacağım, onlarla arkadaş olacağım" yaklaşımıyla içli dışlı, ayarı bozuk bir yaklaşım, öğrencilerin ikiyüzlü davranmalarına yol açacaktır. Sosyal ve davranış bilimlerinde net ve tek bir doğru yoktur. Ancak, şu bir gerçektir ki, yukarıda saydığım iki türlü öğretmen davranışı da öğrencilerin "nabza göre şerbet" vermelerine, dolayısıyla gerçek davranış şeklini öğrenemeyip problemlerden kaçma yollarını aramalarına sebep olacaktır. Öğretmenin sınıf içi ve okul içi davranışlarını belirlerken yeni anlatım ve davranış teknikleri öğrenmesi, okuması, araştırması gerekir. Öğretmenlik ömür boyu öğrenmeyle devam eden bir süreçtir. Hiçbir zaman öğrenme faaliyeti bitmez. Her geçen sene, bir önceki senelerden daha üst olgunluk seviyesidir öğretmen için. İyi bir öğretmen, kendi dal konusuna hâkim olmakla birlikte, eğitim-öğretim yöntemlerini bilen ve kullanan, mesleğini seven, çocuk ve gençlik psikolojisini tanıyan, aileyle işbirliğine devamlı olarak önem veren, sorunları görmezden gelmeyen, önyargısız, kendine güvenen, eleştirilere açık, daima olumlu bakabilen, sağlıklı iletişim kurmayı bilen biri olmalıdır. "Ununu eleyip eleğini asmak" deyiminin öğretmenlik mesleğinin hiçbir döneminde geçerliliği olamaz. Öğretmen için, stajyerliğin başlangıcından emekli olduğu güne kadar eğitim faaliyeti ilk günkü tazeliğiyle devam eder.

Çevre, eğitimin en az müdahale edilebilen kısmında yer alır. Çevreyi toplum oluşturur. Toplumun değer yargıları, örfleri, bireylerin kültürel yapıları, gibi unsurlar öğrenci davranışlarını etkiler. Özenti sonucu edinilen olumsuz davranışlar, yeni yetişen bireyler üzerinde kalıcı etkiler bırakabilir. Ailenin eğitimde pasif kaldığı durumlarda çevrenin öğrenciler üzerindeki etkisi daha ağır basar. Bu da onları olumlu davranışta tek kurum olarak kalan okul ortamından uzaklaştırır. Kişi düşüncesinde saygınlığını yitiren aile ve okul, sevilmeyen zorunluluklar, öğretmenler bir nefret sebebi, milli ve manevi değerler ise, boş hevesler olarak algılanır. Diğer iki ayağından yoksun bilinçsiz bir çevre, hissiz, ne isteyip ne istemediğini bilemeyen, duygu yoğunluğunu sadece maddi aşklarda bulan, toplumun temel değerlerinin bir anlam taşımadığı amaçsız ve kontrolsüz bir gençlik ortaya çıkarır. Böylece, kişi başına düşen milli gelirin oldukça az olduğu ülkemizde, şiddeti alışkanlık haline getirecek insanlar topluluğuna sahip oluruz ki bu da çok tehlikeli bir durumdur.

Sonuç olarak, okul içinde kullanılan eğitme amaçlı şiddet tamamen şiddeti körükler. Olumlu davranışa yöneltmede şiddet hiçbir eğitim bilimci tarafından kabul edilmemektedir. Önemli olan aile, okul ve çevreyle bir hareket tarzı benimseyip, olumsuz davranışları öncelikle öğretmenler olarak yapmayıp olumlu davranışlarla gençlerimize örnek olmak gereklidir. Eğitimin üç ayağı mutlaka birlikte hareket etmelidir. Gençlerimizin milli, manevi, toplum değerlerine saygılı, vatanını ve bayrağını seven kişiler olarak yetişmeleri için, öğretmenler olarak önce biz bu sevgiye, hamiyetperverliğe sarılmalıyız ki kalbimiz çarparaktan heyecanla "haydi gençler" diyebilelim.


Görüntüleme sayısı: 3411

  Bu yazıya ilk yorumu yazın

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2018 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım