Bünyamin Sönmez
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Anlar ve Karar Verme
Yaşamın imbiğinden bizim için damıtılarak paylaştırılan "an"lar adil şekilde dağıtılmıştır. Herhangi bir anın diğerinden en küçük bir fazlası veya eksiği yok. Damıtılarak diyorum çünkü her "an", içini doğru şekilde doldurduğumuzda bize bir hayat bahşedebilir veya tersi bir hareket tarzı benimsediğimizde ise hayatımızı karartabilir. Küçücük gördüğümüz ve pek önemsemediğimiz "an"lar bazen -bir zamanların gözde filmi Matrix'teki seçenek haplarının yaptığı gibi- bir ayrım noktasına çekebiliyor bizi. O noktadan sonraki yaşam seyrimiz çok farklı olabiliyor. Hayat gerçekten seçimlerimizden ibarettir. Bilgisayar program çalışma mantığına benzeterek te söylemek gerekir ise hayat, karşılaştırmalar ve sonuca göre karar verme şeklinde sürüp gidiyor. Küçük yaşlarda ailemiz seçimlerimizi belirlerken, büyüdükçe artık yolumuzu belirleyen seçenekleri biz işaretliyoruz. Tıpkı sınavlardaki o yuvarlak seçenekleri doldururmuş gibi, doldurduğumuz her doğru veya yanlış seçenek bizi onlarca hatta yüzlerce farklı ihtimali olan yoldan birine yollayacaktır. Hayatın içinde bize ayrılan "an" herkese eşit dağıtılmıştır demiştim. Yüzlerce "an" bir araya gelerek sistematik şekilde hayatı oluşturmakta. Fakat eşit olmayan şey, bizim o "an" lara zamanlanan olaylara karşı oluşturduğumuz tepkiler. Yani verdiğimiz kararlar. Geleceğin bilinmezliği, karar vermede insanı çok ihtimalli bir hayatı düşünmeye sevk ediyor. Bu da yaşamımızı bir Satranç oyununa dönüştürüyor. İlerisini, gerisini geniş bir perspektifle bütün olarak analiz etmemizi sağlıyor. Yaşamı zevkli kılıp monotonluktan kurtarıyor. Ne yapacağımızı bilmek veya biraz sonra ne olacağını bilmek ne derece zevk verir ki insana. Belki de sırf bu yüzdendir ki sürprizler etkileyicidir. Karara varma ile içine düşülen yanlışlıklar, iradesi sağlam insan için bir karamsarlık bulutu değil, aksine yolunu daha iyi görmesini sağlayan fener gibidir.
Engel misiniz? Yol açıcı mı?
Her şeye bir mazeret bulmayı amaç edinmiş kişiler kendilerini mazeret üretme konusunda geliştirirler. Odaklarını o yöne öyle bir kaydırırlar ki normalde en makul görünen olaylara karşı bile kendilerince geçerli bir mazeretleri oluverir. Mazeretlere takılmayıp projelere odaklanan, kendilerini üretime ve faydaya adayan kişiler ise gözlerini gökyüzünün maviliğine dikmişlerdir. Yaşamın tadını çıkarmaya başlamışlar ve kendini gerçekleştirme konusunda oldukça yol kat etmişlerdir. Başarı, özelliklerini ikinci olarak saydığım kişilerin çok yakınında olacaktır. Önlerine çıkacak en küçük olumsuzluklar da en büyük aksaklıklar da onların rehberi durumundadır. Bu aksaklıklar, olumsuzluklar kapkaranlık coğrafyada gidilecek güzergâhı gösteren işaret levhaları olacaktır. Onlar hayata hazırlıklı ve donanımlı olarak devam etmektedirler. Mazeret yerine iş üretmeyi tercih etmişlerdir. Mazereti yaşama biçimi haline getiren şahsiyetler, yollarına işaret levhaları dikemedikleri için düz ovada yolunu şaşıranlar kervanına katılacaklardır. Bunun faturasını da yine olur olmaz mazeretlerle, kendisinin dışındaki her şeye çıkarmak isteyeceklerdir. Bu durumda kendimize soralım. Bu iki kişilikten hangisiyiz? Toplum içindeki rolümüzle insanlara "Engel" miyiz? Yoksa "Yol açıcı" mıyız?
Görüntüleme sayısı: 1712
Yorumlar (3)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.