Çalışma odamın perdesini havalandıran rüzgâr içeri girdi. Başımı çevirip dışarı baktığımda güneş öğle gölgesini bırakıyordu. Bu güzel günde, "Öğrenciler, tatilin havasına kendilerini kaptırmışlardır şimdi..." diye düşündüm. "Peki, ben niye çalışıyorum hala? Beni zorlayan nedir? Ben de, şöyle her şeyi bırakıp aylak aylak dolaşayım!" dedim kendi kendime. Gözüm kitaplıkta duran Peyami Safa''nın, ömrünün son yıllarında derlediği makalelerinden oluşan "Eğitim, Gençlik, Üniversite" kitabına kaydı. Elime aldım ve sayfalarını çevirmeye başladım. Oldukça eskimiş kitabın ilk sayfası kopmuştu. Kaleme alındıkları yılların Osmanlıca karışımı sözcükleriyle de süslenmiş makalelerin her biri sanki bugün yazılmıştı. Gerçek sanat eseri bu olsa gerek. Yaşamını hala devam ettiren yazılardı bunlar. Daktilo darbelerinin her birinin çınlaması daha yeni duyuluyordu sanki.
"Boş Günleri Doldurmak–Yeni Mecmua, 1941" isimli makalesinde Peyami Safa, "Çocuklarımız beş aylık bir tatil devresine giriyorlar. Kitapları kapadılar ve derin bir oh çektikten sonra kasketlerini havaya fırlattılar: Yaşasın tatil!" dedikten sonra okulun, öğrencileri bilgi yumağına doladığını, tatille birlikte başıboş bir rahatlamanın eşiğine getirdiğini söylüyor. Öğrenciden bahsederek "Tahsil devresinde onu sıktık, tatil devresinde onu başıboş bıraktık. Çocuk birinde hürriyetten diğerinde nizamdan mahrumdur." demektedir.
Bazı öğrencilerimizin "Artık okul açılsa..." dediklerine şahit olmaktayım. Memnuniyet verici bir durumdur bu. Diğer bir açıdan baktığınızda ise, çocukların okul dışında bir hürriyetlerinin olmadığının da kanıtıdır. Özellikle Anadolu''nun küçük yerlerinde sosyal imkânların azlığı da buna sebep olmakta. Ama ne olursa olsun, uzun bir okul döneminden çıkan öğrencilerimiz yaz tatillerini, metotlu şekilde okumak, okumak ve de okumak şeklinde geçirmeleri çok önemlidir. Öğretmenlerinin "Çocuklar! Kitap okuyun." Naralarının olmadığı, kendi içlerindeki okuma açlığından kaynaklanan feryatların tetiklediği bir "okumak" eylemine ihtiyaç vardır. Yaz aylarında, sözcük dağarcıklarını doldurmuş bir okul öğrencisi haline gelmek, son derece kıymetli bir değerdir. Bilgi çağında bilgili bir gençlik için bu çok önemlidir. Yaz ayları, okumanın dışında da farklı aktivitelerle geçirilmek için bulunmaz bir zaman dilimidir. Toplumu, okulun bir laboratuarı olarak kabul edip, alınan eğitim ve öğretimi bu ortamda uygulamaya çalışmak isteğinin öğrencilerimizde olması gerekmektedir. Açılan veya açılacak her alandaki kurslara katılmak, insanlarla diyalog ortamında buluşmak, toplu yaşanılan yerlerde bir çay sohbeti yapmak, spor aktivitelerine katılmak gibi isteğe bağlı fiiliyata dahil olmak, mutlaka önem arz etmektedir.
Okul dönemlerinde müfredatın sıktığı çocuklarımız, Peyami Safa''nın da benzetmesinde olduğu gibi, keçi yavrusu benzeri oradan oraya atlayıp zaman öldürmeye devam etmektedirler. Sonra da, bu başıboş kalma durumundan bir zaman sonra sıkılmaya ve yeniden okul dönemine dönmenin özlemini çekmeye başlamaktadırlar. Öğrencilerimiz daha birinci okul gününden "Ne zaman tatil olacak?" derdine yeniden başlamaktadırlar. Bu kısır döngü halinde onların mezuniyetlerine kadar devam etmektedir.
Kendimi hiçbir zaman çalışmaktan ve bir şeylerle meşgul olmaktan alıkoyamayacağımı anladım. Kenara çekilmek ve artık hiç bir şeye karışmayıp öylece oturmak bana göre değil. Şimdi yazımı bitirip, yıllar önce okuduğum yukarıda bahsettiğim kitabı yeniden, hemen okuyup hatırlamam lazım. Şüphem yok ki, toplum içinde yaşıyorsam yaşadığım çevreye olumlu bir şeyler katmam ve dağarcığıma da o çevreden bir şeyler almam lazım. Çünkü hayat bir laboratuardır. Bense öğrenme ihtiyacı olan bir öğrenciyim.