Bünyamin Sönmez
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
NATO yolu olarak adlandırılan otoban için hazır beton kullanılıyordu. Büyük harç kamyonları mikserlerindeki karışımları mühendislerin belirledikleri noktalara tam kıvamınca döküyorlardı. Babamların bulunduğu mahallede, bu hazır beton kamyonlarının içindeki harç artıklarından büyük oranda nasipleniyordu. Karışımın içine katılan özel ilaçlar nedeniyle çabucak donuyordu. Yarım saat içinde betona son halini vermeniz gerekiyordu. Yine bir gün hazır beton kamyonu evimizin önüne geldi. Annem babam ve ben hızla küreklere yapıştık. Babamın tarif ettiği yere tüm harç akıtıldı. Bir tona yakın harcı hızla yaymamız gerekiyordu. Altmışlı yaşlarına gelmiş eski toprak babam, küreği bir ressamın spatula kullanması gibi kullanıyordu. Hayatında kurşun kalemden başka ahşap çubuk kavramamış ben ise, elime aldığım küreği yere paralel tutmaya çalışmakla meşguldüm. Birkaç dakika içinde ellerim su toplamış ve de şişlikler patlamaya başlamıştı. Yarım saat dolmadan betonun şekillenmesi tamamlanmıştı. Artık üzerinde rahatça yürünebiliyordu. Alnının terini eliyle silerken babam yaklaşık yarım bardak su boşalttı işaret parmağının ucundan yere doğru. Gülümseyerek "Oğlum, kalem tutar gibi tutmaya çalışırsan küreği kalem de kullanamayacak duruma düşersin." dedi.
Bir işte başarılı olmak tecrübe ve emek istiyor. Başarmak arzusunu her zaman içimde duymama rağmen parmaklarımı bile oynatmak istemediğim zamanlar çok oldu. En fazla pişmanlık duyduğum zamanlar bu zamanlardı. Filmlerde olduğu gibi hiç kimse beynimi açıp bir mesleğin programını beynime kaydetmiyordu. Salt okunur hafızam yazılabilme özelliğine ben istemeyince geçemiyordu. Kürek kullanmak ayrı bir uzmanlık istermiş anladım. Öyle uzaktan bakıldığı gibi bir demir parçası eklenmiş saptan ibaret değilmiş. Benimkisi çok eskiden okul kitaplarından okuduğum bir hikâyeye benziyor. Çocuk evinden köyünden uzaklara tarımla ilgili bir okulda okumak için gitmiş. Yıllar geçmiş ama okul ona uygulama alanında hiç bir şey öğretememiş. Köyüne geri döndüğünde babası oğlanın durumunun vahametini görüp üzülmüş ama nafile. Günlerden bir gün, tarlada aylak aylak dolaşırken yerdeki tırmığı fark edemeyip gökyüzüne doğru bakan dişlerine basıvermiş. Basar basmaz da alnının tam ortasına sapını yemesi bir olmuş. Acı içinde "Kahrolası Tırmık!" diye bağırmış. Uygulamanın içinde öğrenmek acı verse de kalıcı oluyor. Ben de kürekle yıllar sonra pek sevişememiş olsam da işin bal kaymak olmadığını ellerime bıraktığı vahşi öpücüğüyle anlamış oldum. Aynen babamın dediği gibi bir müddet kalem bile tutamadım.
Bir probleme çabucak çözüm getirenleri görüp karamsarlığa düşüyoruz. Nasıl da yapabildi bir çırpıda biz yapamıyoruz diye düşünüyoruz. Yalnız farkına varmadığımız bir şey var. Onlar yıllarını harcadıkları için bir çırpıda çözüm bulabiliyorlar. Aslında onlar bu çözüm için yıllarını vermişlerdir. Bazen arabamı tamire götürürüm. Far arızası, bozuk klima, frene bastığımda gıcırtı yapıyor gibi arızalar tamirci elinde kolayca hallediliyor. "Bir ton para istiyorlar bir de utanmadan. Ne yaptılar sanki. Birkaç dakikada yapıldı işte ne olmuş yani" diyorum. Diğer taraftan onların ömürlerinin en güzel yıllarını bu işi öğrenmek için geçirdiklerini hiç hesaba katmıyorum. Çünkü o birkaç dakika, benim için önemli ve onu görüyorum hep. Benim gibi "Ne yaptın ki bu kadar çok para istiyorsun?" diyen zavallılarla uğraşacak kadar boş zamanları da yok onların tabi. Söylenmeyi alışkanlık haline getirdiğimizde geniş görüşlülüğümüzün önündeki duvar kalınlaşmaya başlıyor. At gözlüğünün çerçevesi ne kadar dar olursa konuya odaklanmam o kadar kolay oluyor gibi geliyor. Ama hayalim gökyüzüyle buluşmak isterken ayaklarımın altındaki çakıl taşlarından haberim olamıyor bu dar görüşlülükle. Saatlerdir uğraştığım ve sayısız problemleri hallederek kendimce mükemmelleştirmeye çalıştığım eğitim amaçlı bilgisayar programları yazıyorum. Birilerinin çıkıp "Bu çok basit bir şey ne var ki. Bunda bir şey yok!" diyerek emeğimi çiğneyip adileştirmesi ne kadar üzüyor beni anlatamam. Hayatımdan en kıymetli anlarımı ayırdığım programım için nasıl böyle söyleyebilirler. Tamam, kabul ediyorum daha güzelini yapabilirler. Ancak, ben kendi hayatımdan saniyeler akıttım bu işe. Emek verdim ve çalıştım. Biliyorum ki emek vermek sonucu ne olursa olsun bir insana büyük haz verir.
Görüntüleme sayısı: 1325
Yorumlar (18)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.