Online Sayaci 0







Kayıp Parola?

Kim Online

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

pinnik

( yeni doğurmuş inek yavruları için hazırlanmış özel kabin. )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow Davut ZAT arrow Babalık Sorumluluğu Olarak Helal Lokma
Babalık Sorumluluğu Olarak Helal Lokma Yazdır E-posta
Sunday, 21 June 2009

Active Image

 

  Davut Zat
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


Hepimizin boğazından, her an geçmekte olan yiyecek ve içecekler, hayatların devamı için olmazsa olmazlardandır. Bu lokmalar, aynı zamanda engellenemeyen fıtri ihtiyaçlarımızın tâ kendisi değil midir? Yemeyen ve içmeyen insan yaşayamaz elbette! Fakat insana akıl denen güzel bir meleke verilmiş ki, abur cubur yenmemesi ve yenilenlerin doğru ve helal istikametten temin edilmek suretiyle karşılanmasını disipline etsin diye… Evet, insan yemeli ki sağlıklı olsun, zinde olsun ve hayatını sürdüre bilsin. Fakat hayat her konuda olduğu gibi tüketim konusunda da bir tertip ve düzene bağlı değil mi? Yaşadığımız ve hüküm sürdüğünüz tüm sahalarda erdemli ve dürüst olmak gerektiği gibi, boğazımızdan indirdiklerimizin de helal lokma olmasına dikkat etmek zorundayız. Çünkü atalarımız; “haram maya tutmaz” dememişler mi?

Diğer taraftan insanoğlu vicdan sahibi olarak diyazn edilmiştir. Vicdanın sesini dinleyebilen insanlar ise harama asla tenezzül etmezler. Hele ki, hayatlarını güzel ahlak ve inandığı değerler üzerine yaşamak isteyenler, boğazından geçirdiklerine daha bir titizlik gösterirler. Zira yiyecekleri her bir haram lokmanın, tüm vücuda yayılarak kendilerini zehirleyeceğinden endişe ederler. Haramdan beslenmenin kendilerine emanet edilmiş fıtratlarını bozacağını bilir ve güzel tabiatlarının ellerinden gideceği hususunda kaygı duyarlar. Bunun tabii bir sonucu olarak da “aşağıların aşağısına” yuvarlanacaklarının farkındadırlar…  

İşte, onlar erdemli olma, şeref ve ahlakını kendine şiar edinmiş olanlardır. Nitekim yaşantıları da,  sergiledikleri hal, davranış ve tutumları da bu inanç üzere olduklarının en bariz ispatıdır.  

Bu yüzden, “Babalar Günü”nü yeni idrak ettiğimiz şu gün de;  dürüstlük ahlakını şiar edinmiş her baba, sorumluluğunun idraki içinde çoluk çocuğuna helal lokma götürmek için uğraşmaktadır. Kimi insanlar ise şeytanın itmesiyle bazen bu hedeflerden sapma gösterebilmektedir. Halbuki üç günlük dünyada değer mi yalan, dolan, dedi-kodu, zulüm, hak gaspı, vs. türden yapılan eylem ve söylemlere… Ölümlü dünya nasılsa yaptıklarının karşılığı olarak bir yüzleşmeye tabi tutmayacak mı insan denen varlığı? Hem hakkını yediklerinizle, hem de sizi yaratanın karşısına çıkartarak! Mahcup olmaya değer mi, beş para etmez dünyanın, üç kuruşluk imkânları için…

Peki, insan neden haram yer ki? Helali bulamadığından mı?  Yoksa haramın yüzü sıcak, cazibesi fazla olduğundan mı? Ya da haram yemediğinde aç kalacağı endişesinden mi? Yok yok, bence hiç birisinden değil! Olsa olsa bu bir tabiat, maya, ve ahlak sorunu olmalı..! Zira bizim itikadımıza göre; “henüz insanlar yaratılmadan rızıklarının tayin edildiği” bir hakikattir.  İnsana düşen sadece onu aramasıdır. Tâ ezeli evvelde takdir olunmuş nimetlerden olan rızkı ararken, sabırlı olmak gerekir. Çünkü haram konusunda insan sabır gösterirse, bu tayin edilmiş olan rızıklar, zaten helal yoldan kendisine sunulacaktır. İşte tam da bu noktada insanın dünya ve ahiret hayatına yönelik sınavı kendini göstermiyor mu? Ne dersiniz…

Evet, sadece boğazdan geçenler mi haramdır? Elbette değil! Zulüm de haramdır, yalan da, hakkın hak sahibine teslim edilmemesi de… Ya yetim hakkı yemek? Ya mazlumun üzerine çullanmak ve zayıfı ezmek, ya güçsüzün tepesine çökmeğe ne demeli? Evet, bunlarda haramlar zümresinden… 

Kısacası hakkı hak sahibine vermemek sizce de davranışların en kötülerinden değil midir? Nitekim bir sinek bir tencere yemeği, bir fare bir kazan yemeği, bir damla zehir, bir tepsi baklavayı ve bir hakkın sahibine verilmemesi de onca emeği, harama çevirmiyor mu? İşte insan hayatları da tıpkı bunun misali...  

Bir insanı insan olmasının ötesinde görerek sömürmek, kullanma psikolojisi ile hareket etmek, işe yaramaz olduğunda ise kenara bırakmak o hayatların hiç edilmesi, zehirlenmesi ve emeklerin zayi edilmesi anlamına gelmiyor mu? Peki, mazlumların üzerinden geçinmek ve onların zayıflığından yararlanmak, tıpkı diğer örneklerde olduğu gibi tüm kazançları harama boyamıyor mu sizce de?

Haksız kazanç sağlamak aynı zamanda hakkın gaspı anlamına da gelmektedir. Mesela; yalan söylemek, her sistem içinde ayıplanmış ve yanlış olarak görülmüştür. Niçin? Bir hak gaspına sebep olduğu için. Yalan; doğruyu yanlış, akı kara ve haklıyı haksız göstermektedir de ondan...  Yalancılık, sonuç itibariyle bir zulüm ve hak kaybına neden olmaktadır. Bu yüzden tüm hukuk sistemleri; şahitlikleri önemser ve yalan söylemeyeceklerine dair şahitlere yemin ettirir. Yemin etmelerine rağmen yine de yalana tevessül ederlerse, hâkimin vereceği yanlış kararın müsebbibi olacaklarından hak gaspına neden olurlar. Ve toplum da o kişilerin daha sonra başlarına gelen bir takım olumsuz hadiseleri, yalan yere yaptıkları şahitliklerle ilintilendirir. İşte sadece tek bir örnek bile; haklıyı haksız, haksızı da haklı hale getiren bir menfaat temininin kötü sonuçlarını, tüm çıplaklığıyla anlatmak için yeterli…

Yoksa ölçüler ters yüz edilerek gerçek kusurlu olanı tenkit etmek yerine, mazlum ve mağdur konum da olanlara; “Boş ver, her şeyi gören ve bilen bir Allah var! O’na havale etmeli” demek, ne derece doğru ve isabetli olarak görülebilir ki? Böyle bir yaklaşım, hangi akıl ve ölçüye uygundur? Tabiiyetin de olanların haklarını yiyen, zayıfın tepesine binen, bireysel ve kamusal haklarını gasp edenlere hakkı hatırlatmak yerine, o hakkın talebi noktasında hak arayışına girenlere, yanlış akıl vermek suretiyle; “Allaha havale et” demenin hak ve hukukla bağdaşmayacağı her akl-ı selim sahibi insanın bileceği hakikatlerdendir…

O yüzden hakkın saptırılması olan bir hususun hem bu dünya da, hem de öbür dünya da kişiye ağır mesuliyetler yükleyeceğinin bilincinde olunmalıdır. Toplumda yeni yaralar açılmasının önüne geçilmesi için; haktan, hukuktan ve helal dairede yaşamaktan ayrılınmamalıdır. Doğru ve helal dairede yaşamayı kendimize şiar edinmeliyiz ki, insan denen muhteşem varlığın kaşlarının çatılmasını bir vebal olarak yüreğimizin derinliklerinde hissedebilelim... 

Her daim hakkın yanında yer almak, doğruluktan şaşmamak, teraziyi düzgün tartmak, oku doğru atmak, şahitliği doğru yapmak, yalandan sakınmak ve ilmik ilmik emek vererek temin ettiğimiz alın teri kazançlarımıza haram bulaştırmamak için, istikamet sahibi insanlardan olabilmeyi diliyorum. Ayrıca bizlere helal lokma ve erdemli olmanın önemi ile yukarıda izah etmeye çalıştığımız hususlarda  bizzat yaşantılarıyla örnek olan babalarımıza da teşekkür ediyor, saygı ile huzurlarında eğilirken, ellerinden öpüyorum.

Yine, kazancınızın helal, değerlendirmelerinizin akl-ı selim dâhilinde olmasını dilerken, sağlık ve mutluluk içinde sevdiklerinizle beraber nice “babalar günü”ne ulaşmanızı da temenni ediyorum.


Görüntüleme sayısı: 1905

  Yorumlar (1)
Yazan zeynep sıla, 21-06-2009 23:52
Haram ve helal nekadar açık zıt bende bu doğru ve yanlışlar beynine kazınarak yetişen biri Rahmetli babacığım hep derdi akıllı oğul babadan sermaye istemez diye bende bana devredilmek istenen benim olmayan malı kabul etmeyince düşman gelin ilan edilince istekleri doğrultuta davranmak zorunda bırakıldım rabbim şahitimdir velhasıl bazı babalar doğruda ısrar ederken bazılarıda yanlışlarda ısrar edmiyor değil teşekkkürler yazınızla tekrar düşünme fırsatı bulup şu anki tecrubelerden haberimiz olmadığı için bir yanlışa imza atmak zorunda kalmanın ızdırabını yaşıyorum aman dikkat babalar evlatlarda hesap sorar

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2018 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım