Davut Zat
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Tüm dünyada her yıl, haziran ayının 3. haftasına denk gelen bir pazar günü babalara tahsis edilmektedir. Babalık gibi önemli bir kurumu, tek bir gün olarak algılamak elbette ki yeterli ve doğru bir tespit olamaz. Ancak sembolik de olsa, yılda bir gün bile hatırlamak ihtiyacı duyulan babalığın, gün olarak kutlanmasının ülkemizde yaklaşık 25 yıllık bir mazisi bulunmaktadır. İşte bende, bu özel günü vesile ederek sevgili babama seslendiğim bu yazımla onun şahsında tüm babalarımızı da hatırlamak ve hatırlatmak istedim…
Sevgili Babacığım, hayat boyu her zorlukta desteğinin yanı başımda olacağını bilmenin güveniyle büyüdüm, cesaretlendim, yüreklendim ve senden aldım ilhamımı. Yine senden öğrendim sevdiklerimi sahiplenmeyi. Adam gibi adam olmanın, doğrudan ve haktan yana tavır almanın, bu uğurda zarar görsen bile doğru bildiğinden vazgeçmemenin gerekliliğini yine senden öğrendim. Dertlerimi, benden çok kendi derdin bildin ve sahiplendin beni. Kol kanat oldun, yürek oldun, güç oldun bana. Ben ise hayat profesörüm bildim seni. Seni anlamaya çalıştım hayatım boyunca. Bana anlattıklarının doğruluğunu test ettikçe, çevreme seni anlattım ve örnek verdim çok zaman, hayat adına her ne varsa öğrettiğin!
Benim modelim, ekolüm, idolüm oldun. Bana verdiğin tüm örgün ve yaygın eğitimlere rağmen sana hiç yetişemedim ben. Hayatı hep 50 yıl ileriden takip ettin sen. Öngörülerinde hiç yanıltmadın bizi. Okumakla insanın sadece diploma aldığını, hayat tecrübesinin olmadığı yerde kara cahilliğin yine baki kaldığını senden öğrendim! Teorinin pratikle farkını yine şahsında yaşayarak gördüm. Bir zamanlar beni anlamamakla suçlardım seni!. Serzenişte bulunurdum çok zaman ve devir değişti derdim. Asıl seni anlamak zormuş bizim için. Ama bizim bütün bu türden yaklaşımlarımıza rağmen sen, insanlık noktasında bildiğin doğrudan sapmadın hiçbir zaman. Seni etkileyemedi ne dünyanın küreselleşmesi, ne gelişen ve değişen şartlar, ne de biz. Hep; “zordur bu işler evladım…” dedin. Şimdi seni daha doğru anlıyoruz babacığım...
İyi anlaştık seninle her zaman. Bazen otoriter olurdun, kaçardım senden. Her öfkende bir haklılık olduğunu anlamam uzun sürmezdi. Hayata atıldığımda başıma gelen hadiseler karşısında; “sen haklıymışsın baba” diye yazdım mektuplarıma hep. Evet, ben haklıydım diyerek yüzüme vurmadın hiçbir zaman, sen haklı çıkarken… Hayatın ezici yükünün altında inlerken bile, sana destek amaçlı benim kaçış manevralarımı ustalıkla anlayıp, yumuşak engeller koydun önüme. Sigara içerken yakaladığında tıpkı bir arkadaş gibi yaklaşarak; “Söyle bana en iyi sigarayı alayım, gizli içme, yanımda içebilirsin” derken, ne büyük maharetle bana sigarayı bıraktırdığını çok sonralarda öğrenebildim ancak. Pedagoji denen çocuk eğitimi bilgin kadar, genç psikolojisini de iyi bilirsin sen tecrübe olarak… Benimle ilgili; “Hatasını gördüğünüzde eti sizin kemiği benim” diye insanlara açık kredi verdiğinde, kızmıştım sana. Şimdi bununda ne anlama geldiğini anlayabiliyorum, kendim de bir baba olunca…
Hatalarımı gördüğünde ince bir siyaset tarzı ve nükteli hicivlerle incitmeden, sadece küçük hatırlatmalarla geçiştirdin. Sen şunu yaptın, bunu yapmadın diye bağırmadın. İyi bir eğitimci ve ahlak terbiyecisi oldun benim ve kardeşlerim için. Sen hem baba, hem dost, hem arkadaş, hem terbiyeci, hem can, kısaca her şeyimiz oldun bizim ve tüm yakın çevremizin… Çok acıları birlikte paylaştık seninle, ne babalığından ödün verdin, ne dostluğunu esirgedin, ne de arkadaşlığından mahrum ettin. Yani; olması gerektiği gibi oldun, içinde bulunulan şartlar neyi icap ettiriyorsa. Hani, aynı zamanda doktorun da olan bir profesör hocamızın; “Sen dünyanın en iyi babası, oğlunda en iyi evladı. Allah herkese senin gibi bir baba ve oğlun gibi bir oğul nasip etsin.” tespit ve temennisinde tanımını bulan ifadesinde belirttiği gibi… Demek ki hayat üniversitesi denilen şeyin tam karşılığı buymuş ! Seni anlayabildiğim kadarıyla anladım babacığım. İyi ki benim babamsın. İyi ki varsın...
Sen herkes için fedakârlık yaptın. Alacaklısın çoklarından. Fakat sen alacaklı olmak için yapmadın bütün bunları. İnandığın için, iyilik insanı olduğun için, iyilik ve doğruya âşık olduğun için yaptın. Kendi tarlanın çiftini yaparken, komşu söylemediği halde onun tarlasını aktarmamayı ayıp saydın. Kendi harmanını yapınca komşuyu orada bırakmayı mahcubiyet kabul ettin. Komşuların yaya giderken, kendin arabayla gitmeyi zül saydın… Sen sana kötülük edenlere bile affedici oldun. Kızmadın, kızamadın insanlara. İnsanların kötü yönlerini hiç göstermedin bizlere. Bilmiyorlar dedin, hoşgörülü olmayı, fedakâr olmayı öğütledin hep. Bu kadarda olmaz dediğimiz anlarda bile, yine sen teskin ettin bizi. Sen haklı çıktın hep, çünkü şahsında bütün bunları sadece bize değil, herkese ispat etmiştin yaşayarak ve yaşatarak.
Hayat seni erken yordu, bizden çok alacaklısın babacığım. Sadece bizden mi? Çoklarında çok emeklerin vardır, hem de büyük bir fedakârlık derecesinde! Hastaneye düştüğünde herkes seferber olmuştu başına ve tarlandaki işine. Ne hastanede yalnız kaldın bir gün, ne tarladaki işin kaldı. Adeta bir seferberlikle karşılandı her şey! Şahsında tanıklık etmişti bizzat bu ilgiye... O zaman gördüm ki insanlık neymiş! Meğer en güzel yatırım, insanlığa yapılan yatırımmış. Biz sana; insanlar seni ne kadar çok seviyorlar, çok duyarlı davranıyorlar babacığım, insanlık adına günümüzün kurak ikliminde çok az insana yapılır bunca güzellik, demiştik. Evet, sonuçta bir kez daha sen haklı çıkmıştın. Biz boşuna homurdanmıştık geçmiş zamanlarda… Ama sen yine her zamanki tevazuunla; “Bunlar dedenin yaptığı yatırımlardır, bize düştü meyvelerin toplamak” diye anlatıyordun buğulu gözlerle.. Bende latife yaparak; “Kendini kapsam dışında tutma baba, bu çorbada elbet seninde tuzun vardır!” diyerek, cevaplamıştım bütün bu olup biten vefa örneklerini. Sen baba dostlarını da unutmadın. Bir bardak çayın ve yapılan küçük bir iyiliğin sadece 40 gün, 40 yıl değil, bir ömür güttün hatırını…
Canımı çok acıttığını sandığım zamanlar oldu mu diye düşünüyorum da; ender de olsa frekanslarımızı aynı noktada buluşturamadığımız durumlarda olmuştur elbet. Aramızda geçen bütün bu yaşanmışlıkların hepsinin de; benim için acı hayat reçeteleri ve hayatın olmazsa olmazları olduğunu çok sonraları anlayabildim ancak. O günlerde senin titiz davranışlarına kızıyorken, şimdi senin titizliğini gördükçe kendi tavır ve hareketlerimde; şaşırıp kalıyorum kendime. İrsimidir bu titizlik ve hassasiyet, yoksa bir karakter devri mi? Yâ da; babadan oğula bir kültür aktarımının neticesi mi, bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, oda; git gide mizaç ve karakter olarak her geçen gün sana benzeyen özelliklerimin çoğalarak daha da belirginleşmesi...
Evet, gelmiş geçmiş tüm kabahatimi, toyluğumu, tecrübesizliğimi sana şikâyet ediyorum. Seni üzmelerimden yine senin büyüklüğüne ve merhametine sığınıyorum. Ellerinden öpüyorum kusurlarımı affet babacığım. Bütün bu öğrettiklerin ve gırtlağımızdan helal lokma geçmesi için katlandığın zorluklar adına, ayrıca bizim yetişmemiz için verdiğin mücadelelerle yaptığın fedakârlıklardan dolayı da sana binlerce teşekkür ve minnettarlığımı ifade ediyorum. Sana çok şey borçlu olduğumuzun bilincindeyim. Sen hakları hiçbir zaman ödenmeyecek insansın vesselam...! Seni çok seviyor ve özlüyorum. Sağlığınız daim, ömrünüz upuzun olsun babacığım...
Bu vesileyle senin ve senin şahsında elleri öpülesi tüm babalarımızın “Babalar Günü”nü kutluyorum.
Görüntüleme sayısı: 1435
Yorumlar (2)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.