Davut Zat
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Hayat, zaman takvimi içerisinde her bireye tek tek tanınmış bir ömür süresi. Kimine göre çok uzun denilecek bir zaman dilimi, kimine göre de çok kısa! Ne kadar yaşarsa yaşasın insan, yaşı kaça varırsa varsın... Evet, hayat denilen serüven doğumdan başlayarak ölüme kadar süren zaman zarfına sığdırılmış bir süreç… Neler gelip geçmez ki insanın başından hayatı boyunca. İyi-kötü, zor-kolay, neşe-hüzün, acı-tatlı, keder veya mutluluk... Bin bir duygu, düşünce, davranış ve olay, hayata sığdırılan zincirleme reaksiyonlar halinde birbirini takip etmiyor mu hepimiz için de?
Kişinin yetişme biçimi, aldığı eğitim, aile kültürü ve inanç sistemi belirliyor hayata bakışını da. Kim nasıl bakarsa öyle görüyor etrafında olup bitenleri. Sırf bu nedenle de farklı farklı anlamlar ifade ediyor insanlar için hayat. Zira herkes kendi yaşadığını biliyor hayat namına. Çilesi de kederi de, mutluğu ve umutları da kendince oluyor hal böyle olunca. Zaten çatışmalar ve anlaşmazlıklarda tam bu noktada kendini göstermiyor mu? Herkes olaylara kendi penceresinden baktığı için. Oysa her bir hayat, birlik ve beraberlik içinde yürütüldüğü durumlarda dahi, bir dolu dünyayı içinde barındırmıyor mu? İnsanlar bir arada yaşasalar da genellikle tek tek ölmüyorlar mı netice de? Evet, her insan kendi engin derinliği içinde koca bir dünya aslında...
Ama bazıları vardır ki, hayat onlara gerçek yüzünü göstermemiştir hiçbir zaman. Her insan gibi belli zorluklardan geçmemiştir onlar. Kendilerine göre zorluklar yaşamış olsalar bile, adı üstünde kendincedir yaşadıkları ve çok şanslıdırlar pekâlâ... Çünkü hayat birçok güzelliği meşakkatsiz bir şekilde hediye etmiştir onlara. Birçok imkânı da kucağında bulmuşlardır. Hayatın gül bahçelerinde gezinirler çok zaman, hep pembe hayallerde yüzerek. Ve bu hayallerinin gerçek olmasını arzu ederek yaşarlar durup dinlenmeden. Onlar için hayat, çoğu zaman kendilerinden ibarettir sadece! Kendi düşünceleri ve yaşadıkları esas olandır. Başka dünyaları fazlaca umursamazlar, arada bir vicdanlarının sesine kulak verseler de. Bu halleri pek derinlemesine yol bulmaz hayatlarında. Sığ kalırlar vesselam..!
Onlar bir ekmek dilimini çöpe atarken hiç düşünmezler hangi evrelerden geçerek sofralarına geldiğini. Bir buğdayın tohum olarak toprağa düşmesinden itibaren, ekmek haline gelinceye kadar ki aşamalarından habersizdirler zira. Şayet bilselerdi de önemsemezlerdi zaten. Yine bir peçetenin kâğıt halini alana kadar, kaç ağacın canına mâl olduğunu da dikkate almazlar doğrusu. Veya bir dilim peynir, bir zeytin, bir pirinç tanesi ya da bir sebze ve meyvenin ne gibi aşamalardan sonra sofralarına geldiğinin fazla önemi yoktur onların dünyalarında. Bir insanın yetişmesinin yıllara şamil olduğunu da düşünmezler menfaatlerine ters düştüğünde. İnsanların güzelim duygularının da bir kıymeti yoktur onları heba ederlerken. Önemli olan o andaki ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığıdır… Çünkü bu kategorideki insanlar, alın terinin ne anlama geldiğini sadece kendi yaptıkları işin yorgunluğundan ve sadece kendi döktükleri terlerinden ibaret sanırlar. Şayet o kadar yoruluyorlarsa tabiî ki! Kışın soğuğunda ayakkabısı delik olarak yürüyen bir işçinin veya öğrencinin halini anlayamazlar, içi tüylü ayakkabılarla yürürken. Kömür ve odun sobası yakmanın ve kül atmanın zorluklarını da bilemezler, kalorifer peteklerine ellerini uzatırken. Kırılan bir kalbin, mahzun bir yüz ifadesinin ve istismara uğramış sevdalı bir gönlün ifade ettiği bir anlamda yoktur onların baktığı pencerelerde…
Izdıraplara dair, imkânsızlığın gizli gözyaşları da anlamını pek bulmaz, yine onların dünyasında. Çok zaman bu hissiliklerden uzak kalırlar imkân içinde yüzerlerken. Çileyi kendi çektiklerinden, sevinci ise kendi yaşadıklarından ibaret sanırlar. Hayatı da kendi etrafındaki hayatlardan ve çevresinde gördükleri örneklerden ibaret! Zira birazda değer meselesidir bencil yâda sencil olma ilişkisi. Kendilerine verdikleri değer kadar başkalarının değerli olduğunu anlayamayanlar açısından, bu meseleler birazda girifttir. Nitekim bu hususların nasıl bir anlam ifade ettiğini anlayamamaları da bu bakımdan normaldir aslında. Çünkü onlar, hayata tepeden bakanlardır. Hâlbuki hayat, hayata tepeden bakmaktan da, onların yaşadıklarından da, kurdukları hayallerden de çok farklıdır oysa. Pek tabiî ki haber vitrinlerinden yâda gazete köşelerinden bunları anlamaya çalışanlarla olayları bizzat yaşayanların hissettikleri, duydukları ve yudumladıkları şeyler, aynı türden hissedişler değildir hiç şüphesiz.
Hayata tepeden bakanların her iş ve konuya bakış açısı aynı şekildedir. Yani biraz tecrübesiz, birazda ham’ca! Kendileri özeldir onların. Ayrıcalıklı bilirler kendilerini ve öyle de inanırlar bunun doğruluğuna... Alın terlerini başka sahalara dökmek isterler. Asıl yorucu işler, çile, meşakkat onlara göre değildir hiçbir zaman. Hazır tüketimi daha çok tercih eder ve severler kolaylarına gittiği için. Yine onlar az yorulup çok para kazanmalı ve onu da doyasıya yemelidirler kendi istekleri doğrultusunda. Nasılsa kendi kazançlarıdır. Eh! Haklarıdır nede olsa. Emek yoğun işler bizim gibilere göre alın teri iken, hayata tepeden bakanlara göre tâli işler sınıfındandır. Acımaları ise yazık, vah, tüh gibi serzenişlerle akseder dış dünyaya. Dildendir sızlanmaları. Çünkü akıl kuramları ile yakalarlar olayları, kuru bilgi ile süzerler hadiselerin iç yüzünü. O yüzden üzülmeleri de işlenmemiş bilgi düzeyindedir. Kalpler aynı duyumsamayı hissetmez söz dizimleri sıralanırken, acımalarına. Merhamet ve tepkileri duygusallığın zenginliğinden uzaktır sırf bu sebepten...
Onlar toprakla teması sevmedikleri gibi ölümlü olduklarını da akla getirmezler hiçbir zaman. Böbürlenerek yürürler toprak üstünde. Hastalıkla yüzleşmeyi, yaşlanmayı ekonomik ve sosyal statülerinin bozulmasını asla istemezler. Bu gerçeklerle buluşmaktansa, kenarından dolanarak kolaycı bir hayat yaşamayı benimserler. Topraktan geldik toprağa gideceğiz diyemezler. Üzerinde sert adımlarla yürüdükleri toprağın, bir gün üzerlerine yorgan olacağını unutuverirler. İşte bu yaklaşımlar hayata tepeden bakanlarla, hayatın bizzat içinden gelenlerin farkı ve ayrıcalıklarıdır belki de! Zira kendileri övünürler bu halleriyle. Kimilerine göre kendilerini beğenmek olarak algılansa bile bu halleri. Şimdilerde moda bir tüketim biçimi olan “kullan-at” denilen yöntem hâkimdir hayatlarına. İşte bu yüzdende kolay tüketirler temel ihtiyaç maddelerinden tutunda, dostluklarını, ilişkilerini, birlikteliklerini ve her şeyi… Alın terinden elde edilen üretimde kullanılan alet ve edevatlar onlar için pek bir anlam ifade etmez, ilgi alanlarına girmediği için. Klasik bir tarz olarak algılarlar bu bağlamda gerçekleşen hadiseleri. Hatta zaman zamanda utanma sebebidir onlar açısından bu gibi durumlar, hayat gerçeğinden uzak bir algılama içinde…
Evet, onlarda hayatı böyle algılayıp, böyle yaşarlar genellikle. Fakat bir gün, hayatın kötü yüzüyle karşılaştıklarında içinden çıkılmaz bir hal olur hayatları. Hayatı çile ile yudumlayanların ve hayata tepeden bakmayanların yaşadıkları şartlarla karşı karşıya geldiklerinde, işte o zaman hayatın acı gerçekleri onları zorlar. Bu kötü buluşma kendilerince, alışık oldukları durumun altına düşmek olarak algılanır ki, bu sonucu hiç mi hiç hazmedemez ve kaldıramazlar. Yukarılardan aşağıya çakılmış gibi algılarlar hallerini. Belki de geldikleri nokta yıllar önce unuttukları hallerinin tekrarıdır. Yani tekrar başa dönmüşlerdir aslında. Gerçek bu olsa da aradan geçen yıllar ve yaşadıkları modernite, geldikleri yerleri çoktan unutturmaya yetip de artmıştır bile...
Bu rahat yaşantılarının kaynağı, aldıkları hayır dualar sebebine midir, yoksa hayat sınavının rabbani bir cilvesi midir? Yoksa gerçekten Allahın sevgili kulu olduklarından mıdır, biz fanilerce bilinmez! Evet, ne kadar büyük bir ilahi hikmet yüklü şu sırlar ve sınavlar dünyası. Sizce de öyle değil mi?
Sözün özü, hayatın kendisine kimin tarafından, neden ve ne amaçla verildiğini, bu hayatı nasıl yaşaması gerektiğini bilmelidir insan. Hatta dünya hayatından sonra bizi nelerin beklediğini de… Bilmeli ki, dünyada oluş gayesine göre bir hayat sürüp, öylece de hayata veda edebilmeli..! Dileğimiz odur ki, herkes geldiği yeri unutmasın. “Neyim” demesin. “Neydim, ne oldum ve sonunda ne olacağım” sorularını kendine sormak suretiyle hayata karşı antrenmanlı olsun.
Hayatın gerçeklerinin farkında olarak, hayatın içinde başka hayatlarında var olduğu bilinci içinde; ideal bir hayat yaşamanızı ve en güzel ve en anlamlı günlerin sizlerle olmasını dilerim.
Görüntüleme sayısı: 1758
Yorumlar (2)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.