Davut Zat
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Kardeşlik, kan bağıyla olduğu kadar, inanç birliğine dayalı bir kurum olarak da üzerimize yüklenmiş önemli bir sorumluluktur. Aynı anne ve babanın çocukları olmanın getirdiği kardeşlikte, öncelikle soy birliğine bağlı bir hukuk oluşmaktadır. İnanç birliğine dayanan kardeşlik ise; bizzat Yüce Yaratıcımız tarafından emredilmiş, tesis edilmesi gereken önemli bir kurumdur. Kardeşlik kurumunun oluşturulması ferdi ve sosyal hayatımız için gerekli olduğu kadar, manevi hayatımız açısından da son derece önem arzetmektedir.
Bir ferdin mutluluğu toplum içindeki saygınlığı ile doğrudan orantılıdır. Toplumun iyi bir toplum olması ve ayakta kalabilmesi için de, o toplumu oluşturan fertlerin insanîlik testinden geçebilmesiyle mümkündür ancak. Şayet, toplumda insanlar birbirini kardeşi gibi yakın görüyorsa o toplumun uzun ömürlü olmasının önünde hiçbir engel gözükmemektedir. Nitekim tarih bunun en güzel örnekleriyle süslenmiştir. Kardeşlik kurumunun zayıfladığı zamanlarda ise hiş şüphesiz, acı günler kaçınılmaz olmuştur…
Bizim inanç sitemimiz toplumu, iman birliği temeline dayalı bir kardeşlik eksenine oturtmuş olup, toplumun ayakta kalabilmesi için de kardeşler arasında birbirleri üzerine önemli hak ve görevler yüklemiştir.
Bir kişinin diğer bir kimseyi kardeş görebilmesi ve bu düşüncesini devam ettirebilmesi için elbette ki, ona karşı güzel duygular içinde olması gerekir. Duyguda ortak noktayı yakalayamayan bir birlikteliğin devam etmesi pek mümkün gözükmemektedir. Yani, kardeşlik bağını sadece bir söylem olmaktan çıkartıp öze taşıyabilmek için, kardeşliğin gereği olan maddi ve manevi ne türlü bedel varsa, onların karşılanması bir mecburiyettir. Bir kimseye “canım kardeşim” diyebilmek için o ifadenin karşılığını, duygu olarak yüreğimizde hissetmemiz, samimiyet açısından da bir zorunluluktur. Zira dille ifadesini bulan bir duygunun, gönülde işgal ettiği bir alan yoksa dostluk seviyesine gelemeyeceği ve kalıcılığını yitireceği aşikârdır. Kısacası kardeşlikte de duygu ve paylaşım esastır. İnsan, kardeşiyle neleri paylaşmaz ve paylaşmak istemez ki? İmkânlarını, duygularını, ortak fikir ve düşüncelerini, dertlerini, sevinçlerini…
Kardeşinin zor gününde her türlü imkân, o zorluğun bertaraf edilmesi için seferber edilmez mi hiç? Nitekim bizim mazimiz ve tarihimiz bunun bizzat yaşanarak ispat edildiği en güzel örneklerle dolu değil midir? Fedakârlığın sınırlarını zorlayan, aklın baş edemeyeceği bir duygusal bütünlük ve yardımlaşma söz konusudur kutlu büyüklerimizin hayatlarında. Tarihin örneğine bir daha rastlayamayacağı numune bir kardeşliktir şanlı geçmişin birliktelikleri.
Öyleyse, şimdi dönüp bir bakalım nasıldır bizim kardeşliklerimiz ve dostluklarımız. Yakın çevremizden başlayarak dünya coğrafyasında yaşamakta olan kendi inancımız ve ırkımızdan kardeşlerimizin durumunu inceleyelim. Bosna-Hersek'te, Afganistan'da, Irak'ta, Kerkük'te, Doğu Türkistan'da, Çeçenistan'da, Filistin'de ve Abhazya'da… yaşanan zulüm, katliam ve işkencelere tepkimiz ne şekildedir? Onlar öldürülürken, namusları çiğnenirken neden film izleme duyarsızlığındayız? Bu hale gelmemiz de bizim katkımız var mı, yok mu? Devlet ve millet olarak üzerimize düşen vazifelerimizi hakkıyla yerine getirebiliyor muyuz? Kardeşlerimiz diye bir derdimiz, tasamız sözkonusu mu? Kardeşlik sadakatimiz ve akdimiz nasıldır, ne şekle gelmiştir diye kendimize hiç soruyor muyuz? Sadakatimiz yara almışsa kardeşliğimiz bundan sonra nasıl devam edecektir vb. sorular, her ferdin tek tek ve bizzat kendi şahsında cevabını araması gereken hususlardır…
Günümüzde milli ve manevi değerlerden her geçen gün biraz daha uzaklaşılıyor olması, kardeşlik bağlarımızın da zayıflamasına neden olmuştur. Çeşitli bahaneler ve uydurma sebepler icat edilerek, kardeşler arasına nifak sokabilmek için menfi anlamda aktif mücadeleler yürütülmektedir. Bu olumsuz çalışmaların yer yer başarılı olduğu da görülmektedir. Gerek bireysel anlamda gerekse toplumsal olarak, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlerce; kardeşler arasına atılan bu nifak tohumlarına ilave olarak birde çıkarcılık, cehalet ve nemelazımcılık gibi kayıtsızlıklar da eklenince, yardımlaşma ve dayanışma müessesi rafa kalkmıştır. Güzel erdemlerimizden uzaklaşmanın bir sonucu olarak bugünkü noktaya gerilememizde yadırganmaz ve sorgulanmaz hale gelmiş veya getirilmiştir..! Başımıza daha büyük sıkıntılar gelmemesi için bir an evvel aklımızı başımıza alarak kendimizi toparlamamız gerekmektedir. Nitekim bu hususu sözün ustası ve İstiklal Harbinin büyük şairi Mehmet Akif Ersoy; “Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.” diyerek veciz bir biçimde, ne güzel özetlemiş...
Öyleyse; Osmanlı'nın, Selçuklu'nun veya “Asrı Saadet” döneminin kendi milletinden ve dininden olmayanları bile gıpta içinde bırakan kardeşlik hukukunu örnek alarak, kendimizi yeniden imar ve inşa etmeliyiz. Yani hiç vakit kaybetmeden, geçmişimizdeki ideal kardeşlik ahlakının günümüze yansımaması noktasındaki utanç ve elem verici bu durumdan acilen kurtulmalıyız... Ancak bunlara dikkat etmek suretiyle; gerek aynı vatanı paylaştığımız kardeşlerimizle, gerekse ferdi olarak bir arada yaşadığımız kimselerle iyi ilişkiler içerisinde olmayı başarabilir ve kardeşlik ahlakına uygun bir hayat tarzı sürdürebiliriz. Hem böylelikle kardeşi kardeşe kırdırmak, fitne, fesat, bölücülük ve ayrımcılığı körüklemek isteyenlere de din ve millet büyüklerimizin kardeşliğe sunduğu açılım ve reçetelerle en güzel cevap verilmiş olur.
Bu konuda ferdi olarak üzerimize düşen vazife ise, başta öz kardeşlerimiz olmak üzere tüm dünyadaki kardeşlerimizle daha samimi ortamlar geliştirilmeli, kalplerimizdeki kin, garaz ve birbirimize karşı olan kötü düşünce ve niyetlerden uzaklaşılmalıdır. Gönülleri sevgi ve saygı ikliminde buluşturmalı ve kardeşlik hukukunun temelinde yatan dayanışma ve yardımlaşma görevini unutmadan hareket edilmelidir. İkili ilişkilerimizde yaşadığımız tatsızlıkları düşmanlığa dönüştürmeden telafi etmeli, özür dilemeli ve affedici olmalıyız.
Ancak bu şekilde olunursa toplumun fertleri arasındaki kardeşlik bağlılığı kuvvetlenir, Dünyada da her yıl 28 Nisan- 4 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen "Kardeşlik Haftası" kutlamalarına gerek kalmadan, özlenen kardeşlik sistemi kendiliğinden tesis edilebilir. Böylelikle takvimlerle kardeşliği hatırlatma ve belirleme ihtiyacı içine düşmekten kurtulup, sadece bir hafta değil, her daim kardeş olduğumuz hatırda tutulur…
Birbirlerini sevip, sayan, birbirlerinde kusur aramayan, haset, kin ve düşmanlık etmeyen ve kardeşi için her türlü imkânını seferber edebilen insanların oluşturduğu fert ve toplumlardan olmak dileğiyle; hep kardeşçe kalın.
Görüntüleme sayısı: 1776
Yorumlar (3)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.