Online Sayaci 0







Kayıp Parola?

Kim Online

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

herkil

( arpa-buğday konulan tahta kutu )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Anasayfa
Savaşı Filistin'e Sormalı! Yazdır E-posta
Thursday, 22 January 2009

Active Image

 

 

Davut Zat
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


Savaş denilen acı gerçek kimleri yutmuyor ki. Hayatımız boyunca tekrarlanan süreçler hep bir savaşımın eseri değil mi. Zira bizzat insanın doğası savaşlar ülkesi. Tezatlar birbirleriyle devamlı yarış halinde. Kişi, kendi hayat mücadelesi içerisinde her an doğru ile yanlışın irade savaşını veriyor. Duygunun akıl ile savaşı, ruhun nefsle savaşı ve hayatta kalabilmek adına bireysel dünyamızda verdiğimiz iç ve dış mücadeleler, hep bir hesaplaşmanın ürünü. Evet, bunlar en masum olanları savaş gerçeğinin...   

Bir de dünya savaşları var ki hiç de masum olmayan türden. İnsanın en vahşi yönünü ortaya çıkaran ve insan olma özelliklerini yutan ve yok eden cinsten olanlar. Ne uğruna ve kimin için yapıldığını, savaşanlardan birçoğunun dahi bilmediği kanlı savaşlar. Taraf olunmasa bile haksızın ve zalimin karşısında durulmayan ve suskun kalınan savaşlar. Anlamsız sebepler üretilerek mazeret uydurulmaya çalışılan, fakat gerçek amacı sömürü düzeni olan sistemlerin dünyaya hediye ettiği, faturası çok acı olan savaşlar... Adresin önemi yoktur, fosforlu ahtapot bombaları en acımasız görüntüleriyle insanlığın üzerine düşerken. Ve en masum halkları yersiz, yurtsuz bırakıp sürgün ederken. Evet yoktur..! Yeter ki amaçları gerçekleşsin! İşte soykırım, işte gerçek barbarlık bu değilmidir. Ve bu barbarların himaye edilmesi, yaptırım uygulanmaması da barbar yandaşlığı değil mi? Sözde süper, düşüncede dar beyinli ve tarafgir, aslında insanlıktan nasipsiz ve bir o kadarda acziyet içindeki dünya devletlerinin ve onların yöneticilerinin canavarlarmış tipolojisi…  

Onlar açısından savaşın da bir hukuku olduğu önemsenmezken, felsefesi de farklı işlemektedir hiç kuşkusuz. Aksi olsaydı şayet, başta Filistin ve Irak olmak üzere, Afganistan, Çeçenistan, Bosna-Hersek, Abhazya ve dünyanın diğer bölgeleri halâ yanmaya devam eder miydi? Ve insanlık, böyle uyku halli bir sayıklama içerisinde olup bitenleri seyre dalar mıydı? Savunmanın adının saldırı olduğu, ülkesi işgale uğrayan, namusu çiğnenen, bayrağı indirilen, kanı ve canına kastedilenler sırf kendini savunuyor diye militan ilan edilebilir miydi? Tüm bu anlatılanlar gerçek değil midir? Hunharca saldırıların tek gayesinin yok etmekten başka bir anlama gelmediği, fakat asıl saldırgan ve tecavüzcünün savaş suçlusu sayılmayarak savunmacı ilan edildiği, çelişik ve bir o kadarda çifte standartlı vahim bir manzarayı yaşamıyor mu yüzyılın insanı. Evet, tek kelimeyle bunun adı zulmü kutsamak! Başka nasıl tarif edilebilir ki. Temelini yok etme felsefesinden alan acımasızlığın bu kanlı yüzü ve gerçekleşmekte olan savaşlar, aynı zamanda insanlığın yüzüne sürülen kara bir leke değil de ya nedir sizce? Adı konmak istenmeyen ve sebebi asla meşrulaştırılamayacak bir vahşet! 

Savaşa iman etmiş, kendi ırkından başkasını insandan dahi saymayan, hayatı kan ve kinle dolu bir kavmin inanç tablosu olan bu cinnetlik manzaralar; tarihin tekerrürden ibaret olduğunun ve zulümlerin kutsandığının açık bir ifşası, aymazlık ve utanmazlıkların ispatıdır da aynı zamanda… 

Evet, gelin birde Filistin’e soralım bunların ne anlama geldiğini. Filistinliye soralım zaman denilen mefhumun kıymetini. Sabah ezanı okunurken, fosfor bombalarının ateş topu olup, camilerinin üzerine düşen imama ve cemaate soralım, bunun nasıl bir dehşet olduğunu. Açlığı, susuzluğu, elektriksizliği, ambargoyu, ablukayı, Filistinliye soralım. Ne dersiniz? Filistin de çocuk olmak lazım; bomba ve envai çeşit silahlarla öldürülmüş annesinin cesedi başında yapayalnız ağlamanın ne demek olduğunu..! Bir gece uykunun en derin yerinde iken, ansızın başına düşen top gülleleriyle, enkaz altında sıkışan bedenlere sormak lazım talihsiz ölümün ne anlama geldiğini. Yine enkaz içinden yaralı çıkanlara sormak gerek bedensiz, evsiz, yurtsuz ana ve babasız kalmanın ne demek olduğunu. Üzerlerine bir yağmur gibi bomba yağanlara, acımasızca üzerlerine tank sürülenlere, işkence edilen taze canlara sorulmalı yaşananların nasıl bir dehşet ve vahşet olduğunu. İlaçsız ve malzemesiz yaralı tedavi etmenin, hastanesiz ve ünitesiz ameliyat yapmanın, kısacası aciz bırakılmanın tarifini Filistin’in doktorlarına sormak gerekmez mi? Kendimizi onların yerine koyarak biraz duygudaşlık, biraz empati yapmak gerekmiyor mu, olup bitenleri ve yaşanmakta olan ızdırapları anlayabilmek için. 

Ateş saçan bombardımanların geride bıraktığı yangın ve yıkımlar, düştüğü yeri feryat ve figan içinde inletmiyor mu bir kez daha. Evet, nasıl bir trajedi olduğunu, ne gibi sarsıntılar yaşandığını savaşın mazlum insanlarına sormak daha anlamlı değilmidir. Yani savaşın erlerine... Televizyonlardan izlemekle anlaşılamayacak acı hakikatleri, bir nebze olsun hissetmek gerekmez mi savaş gerçekleriyle yüzleşmek için! Öyle ise bir yudum suyun, bir dilim ekmeğin kıymetini onlar kadar bilmemiz mümkün müdür? Sıcak evimizde otururken özgürlük ve onun getirisi olan nimetlerin kıymetini nereden bilebiliriz ki. Çünkü siz, abluka altında kalan bir milletin evlerinin mahzenlerinde açlık, susuzluk, karanlık, hastalık ve ilaçsızlıkla imtihan olması şeklinde bir sınavla karşı karşıya geldiniz mi hiç. Sobasız, aşsız, ekmeksiz, susuz, üssüz, başsız ve hürriyetsiz bir gün, bir an yaşadınız mı? Yoksa sıcak yataklarınızda, kumanda elinizde ve karnınız tok, çocuğunuzun başını okşaya okşaya mı, ruhların derinliklerine yer eden travmaların bıraktığı izleri anlamaya çalışıyorsunuz… 

Evet, savaşın mağdurları ve mağrurları ortada. Bizimde seyircilik kabiliyetimiz. Her kes rolünde başarılı değilmi sizce de..!? 

Kan ve barut kokusu değil sadece; yanık, yıkık, enkaz ve korku adrenalinin salgıladığı kokular da, Filistin’de yaşanan savaştan etrafa yayılan hâkim kokulardır. Dünya ise sağır, dilsiz, kör ve rahatının peşinde. Belki de sıranın kendisine ne zaman geleceğinin korkuyla karışık endişesiyle, tutunduğu mazeretlerin arkasına gizlenmiş... Yâda bu sırayı geciktirme çabasında! Sömürü denilen sistem, böyle bir şey demek ki. Kapitalizmin vampir zihniyeti ve çatışma tezi teorisinin tatbik edilmesi böyle sahneleri yaşanmayı zorunlu kılıyor olmalı ki, bunlar yaşanıyor! Tiyatroculukta bu hakikatlerden doğan bir sanat dalı olmalı! Ne dersiniz?... Kan kokusundan zevk almak ise nasıl bir psikolojinin ürünüdür, onu da savaşın müsebbiplerine sormak gerek… 

Evet, sevgili okurlar, bunlar hepimizin bildiği gerçekler. Şikâyet etmenin ve resim çizmenin de sonuca olumlu bir katkısı yok. Zulmü kutsamak yerine, insan olarak herkes üzerine düşeni yaptığında; dünyadaki insanın değeri de hak ettiği yeri bulur ve insanlık onuru bu suretle kurtulabilir… Ve insan suretinde insana benzer yaratıklarla, gerçek insanların farkı da böylelikle ortaya çıkar ve anlaşılabilir ancak. İnsanlık, insan olabilme sınavında tam da bu noktada ya sınıfta kalacak, yâda insanlığını ispat edecektir. Öyle ise fert fert herkesin kendisini bu insanlık dışı savaş karşısında mesul hissetmesi ve idarecilerini de mesul hissettirebilmesi oranında, insan olma testinden yüksek puan alabileceği aşikârdır!  

Fazla söze ne hacet! Bazen sükût, kırık gönüllerin en güzel dili ve insan olan içen en anlamlı cevap olmuyor mu? İnsanlığın sükût ettiği yerde dilin sükûtu ne kadar tesirli bir yöntem olur oda tartışılır elbette..! Ama bunca insanlık dışı muamele ve buna seyirci kalınış karşısında; sözün ve yazının sukutu da kaçınılmaz görünüyor… Öyle ya! Yazının dünyayı değiştirecek bir gücü olmadığına göre; duyguda birlik oluşturabilmek tek çıkış yolu olsa gerek. Zira mahzun gönüllerin sahibi gerçek hüküm sahibi olandır. O, mutlak hakimiyet sahibi olarak vesilesini de yaratacak güçtedir..! 

İnsanlığın insanı değerli bilmesine vesile olacak ve zulme topyekûn bir karşı duruş cesaretini gösterecek bilinç ve duyarlılıkta olmasını ve hür olmaya sevdalı gönüllerin bir arada buluşmasını diliyorum.


Görüntüleme sayısı: 2368

  Yorumlar (4)
Yazan hbenek, 22-01-2009 14:58
hayatda iç savaşlar dahil her savaş çetin, sende bunu iyi ifade etmişsin sagol gardaşım. kendilerinci bir neden bulup insanın yaşam hakkına kast etmet biraz insanlıkdan cıkmayı gerektirir diye düşünürüm. bunlar saya baya cıkmışlar. ben tepki vermeyen ve cılız tepkilerle olayı geçiştiren konunun tarafı olmayan insanların bu tepkisizligine üzüldüm. İnsanlığın insanı değerli bilmesine vesile olacak ve zulme topyekûn bir karşı duruş cesaretini gösterecek bilinç ve duyarlılıkta olmasını ve hür olmaya sevdalı gönüllerin bir arada buluşmasını diliyorum. senin sözlerin le bitirelim eline sağlık gadaşım....BAŞARILAR
Yazan tombul, 24-01-2009 18:43
Kırılır da bir gün tüm dişliler  
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim  
Gökten bir el yaşlı gözleri siler  
Şenlenir evimiz barkımız bizim  
 
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze  
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze  
Sapan taşlarının yanında füze  
Başka alemlerle farkımız bizim  
 
Kurtulur dil tarih ahlak ve iman  
Görürler nasılmış neymiş kahraman  
Yer ve gök su vermem dediği zaman  
Her tarlayı sular arkımız bizim  
 
Gideriz nur yolu izde gideriz  
Taş bağırda sular dizde gideriz  
Bir gün akşam olur bizde gideriz  
Kalır dudaklarda şarkımız bizim&  
 
Necip Fazıl Kısakürek
Yazan zeropoınt, 30-01-2009 23:10
Davut bey konuyu öyle güzel yorumlamış öyle güzel gerçeklere dem vurmuşsunuzki.Kelimeleri öyle noktalara koymuşsunuz ve mesajları İNSAN olan her canlının kalbindeki can merkezine sıfır noktasına isabet ettirmişsiniz.Öncelikle teşekkürlerimi sevgilerimi saygılarımı sunmak dilerim ve tebrik ederim.Tarihi bu topraklarda yazan ve yaşayan ecdadın torunları,bu hüznü vechile hem geçmişten gelen hemde geleceğe sirayet edecek bu duruma nasıl sessiz kalıyorda yüzlerce yorum gelmiyor yazınıza.Hicran ve hüsran duyguları yaşıyorum.En yüce seda nın, ezanın bir saat sürdüğü tosyada bu yazıya yorum yazacak tosya gen tr ye manşet yapacak hiç bir yürek kalmadımı?Ben Tosyada sevgi dolu ne çok kalp bilirim eminim onlarda bu gün gösterilecek yorum ve tepkilerin aynı kaderi türkiyeninde gelecekte yaşamasını engelleyecek ve Yüce Atatürkün söylediği gibi Bu milletin kalbininde asil kanda mevcuttur.Herkes bir baksın kalbinin atışına çok yakınında görecektir.Saygılarımla......
Yazan zeropoınt, 30-01-2009 23:33
Sitemimi kimse yadırgamasın...gerçekleri kabul etmek de erdemdliliktir..israil protesto edildi tıklama 1656 israile lanet mitingi 1056 tosyada beklenen kar yağdı tıklama 1256 aynı sayfadalar aynı tarihteler gündemdeler resimlerdeki kalabalıkta belli tosya nüfusuda...bukadarını söylemem yeterli söz gümüşise sükut altındır...herkes damarlarındaki asil kana baksın...o kan tosyada bizde acem arap laz kürt çerkez hepimizde mevcut...Atatürk hepimizle bu topraklara ve dünyaya haykırdı Yurtta sulh Cihanda Sulh Savas yok öldürmek yok Barış var sevgi var Yaradılana Yaradandan ötürü sevgi var.Yunus Emre Düşmanı dahi sevgiyle kazanmak mümkündür...Çünkü Sevgiyi Herşeyi Yaratan rabbim ilaç diye şifa diye yarattı................

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2018 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım