Online Sayaci 4

Üyelik Paneli







Kayıp Parola?

Kim Online

Şu anda 3 misafir bağlı

Çok Okunan Haberler

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

cılımışlık

( oyunbozanlık )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz

RSS - Güncel Haber

Yazının Ölüme Zaferi Yazdır E-posta
Perşembe, 04 Haziran 2009

Active Image

 

  Davut Zat
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


Söz uçar yazı kalır demiş büyüklerimiz. Bilginin korunması ve yazının önemine dair çok kıymetli bir söz.  Suların sel haline gelip çağlaması için çok yağması gerek, yağmur ve karın… Sonrasında sel akıp gidince bıraktığı mil, kil ve kum bir berekettir çiftçiler için. Aynen bunun gibi sözlerin dizelere gelip inci tanesi gibi sıralanması içinde; kaynağının güçlü olması gereklidir elbette. Sonrasında gelen ise yazı demektir. Evet, “söz gider yazı kalır” çok önemli bir hatırlatma benim de dikkate aldığım. Öyle yazılar vardır ki, sahibi dünyada iken anlaşılamadığı halde öldükten sonra kıymetlenen ve anlaşılan, yıllandıkça önemi daha bir kavranan. Belki de bizim toplumumuzun genel bir karakteridir ölenlere daha kıymet vermek! Tıpkı; “kör ölür badem gözlü olur” ifadesinde olduğu gibi mi,  yoksa gerçekten öyle olduğundan mı? Karar sizin…

İnsanı unutulmaz yapan geride bıraktığı izlerdir hiç kuşkusuz. Bu izlerin en önemlisi ise; eser halini almış yazılar değil midir? Âdemoğlu dünyadan gitse de kelimeleri kalmıyor mu, hayata atılmış imza ve ipliklerden örülmüş nakışlar gibi.  Yıllar boyu adeta görmezden gelinerek insanların gadrine ve ihanetlerine inat, yazıları tek vefalı kalan olmuyor mu arkalarından…  İşte; “ilmin zabtı rabt altına alınması” tavsiyesinden, “İnsan hafızasının malullüğüne” dair söylenmiş sözlerin tamamının da haklılığı; çağlar ötesinden günümüze eserleriyle seslenen yazarların hâlâ okunuyor olmasında yatmıyor mu? Evet, yazar okundukça kendisini daha da bir yazmaya adayıp, vakfeder. İtici gücüdür bir bakıma okur kitlesi, yazarın motivasyonunda.  Fakat yazdığı yazıdan beklenen ilgiyi görmemişse yazar, çokta önemsememeli bunu. Zira yazan önce kendisi için yazmalı. Her yazının, her okuyanda aynı düşünceyi uyandırmayacağı da muhakkaktır. Her insanın yetişme biçimi ve kültürü farklı olduğundan okunan yazı, ayrı ayrı makes bulur insanların dünyasında. Herkesin hayata dair yaşanmışlıklarının ve algılamasının farklı olması bir zenginliktir aslında. Bu nedenledir ki, her okuyan farklı anlamlar yükler yazıya. Kendinden bir şeyler bulması nispetinde yazıdan etkilenir, onu sahiplenir, kendinde olanlara göre değerler yükler ve önemser, yazıyı da yazarını da. Sizinde böyle okuduğunuz ve sahiplendiğiniz yazı ve yazarlar yok mudur hiç?  İçinde kendinizi bulduğunuz, sahiplendiğiniz ve tam benim duygu ve düşüncelerimi ifade ediyor ve “benim yarama tuz basıyor” dediğiniz. Her yazı birazda bireysel ve toplumsal gerçekleri bünyesinde barındıran bir iç sızısının dışa vurumudur aslında! Bir iz düşümü ve iç burkuntusunun ifşası niteliğinde...

“Yazılmış her kelime ölüme karşı bir zaferdir” der, Michel Butor.  O yüzden sürekli yazmalı insan! Hem de öncelikle kendisi için yazmalı. Kendiyle konuşmak için, kendini dinlemek için yazmalı.  Kimi zamanda anlaşılmak için yazmalı elbette. Kalıcı olmak için… Beklide kendisinden sonra gelecek nesle bırakabilecek en anlamlı mirastır diye yazmalı. Ceddini merak edenler açısından oldukça elzemdir yazılı hatıralar bırakabilmek. Tabiî ki okumayı seven bir nesilse geride bıraktığınız. Sizce de öyle değimli? Geçen yılların ardından fotoğraf albümünü şöyle bir karıştırdığınızda; yıllar önce çektirdiğiniz bir resmin sizde bıraktığı etki, neler çağrıştırmaz ki,  geriye dönerek o günlere yapacağınız yolculuk la birlikte… Hele aile büyüklerine dair bir resimse baktığınız. Onlarla yaşanmış ve yaşlanmış hayat hikâyelerini; hayatlarına dair her türlü yaşanmışlıkların yazı ile birlikte hemhal edilerek sunulması, bir başka anlam katmaz mı soluduğunuz havaya… Yazının faydaları sadece bunlardan ibaret değildir elbette! 

Öyleyse sizde yazın. Yazın ki; anlaşılın, yazın ki içinizi dökün ve rahatlayın. Yazın ki, geleceğe bir noktalık iz de siz bırakın. Sevdikleriniz özel eşyalarının arasında bir süs güzelliği gibi yazılarınızı da saklasın ve satırlarınız onların geleceklerine böylelikle değer katsın. Nasıl olsa en kenarda ve köşedeki yazılar bile bir gün okunacaktır muhakkak. Yazının hedefindekiler ondan haberdar olsa ne önemi var, olmasa ne kadar önemsiz… İlla ki bir alıcısı olacaktır güzel yazılmış yazıların. Yetmez mi? Okunmak, bilinmek ve anlaşılmak gibi duygular muhakkak hoşa giden ve kişiyi mutlu eden yazmayı teşvik edici itici güçlerden… 

Hele birde insan ruhunun ölümsüzlük özlemi yok mu?  Her ruhun taşıdığı bir duygudur unutulmak karşısındaki korku hissi. Ölmekten korktuğundan daha çok, unutulmaktan korkar insan! Ve geride kendisini hatırlatacak bir şeyler kalsın ister… Kim bilir? Belki de kalıcı bir şeyler bırakmanın ve unutulmamanın en kestirme yollarından birisidir yazmak. Evet, bir makalenin sınarlarına sığmayacak kadar geniştir yazmanın önem ve faydasına dair söylenebilecekler...  

Okumayı ve yazmayı seven, edebiyatın ortak noktasında buluşabilen bir kültürün parçası olabilmek dileğiyle…


Görüntüleme sayısı: 1286

  Yorumlar (3)
Yazan çoban ali, 13-06-2009 00:03
efendim çok güzel bırsöz söz uçar yazı kalır fakat yazmak çok güzel ama o yazıyı okumak o kadar zorki bizde okumama hastalıgı var galiba okuyan insan ölümü çok iyi bilir ona göre yaşar çünki ölmeden CENNET bulunmuyor onun için ölüm güzel olmasa öiürmüydü peygamber sav. mevlana vuslat dermiydi tabiki böyle bir ölümü beklemek içinde o hali yaşamak lazımdır diyorum ,böyle yazılar hoşa gider daha güzelini bekliyoruz ELİNE.DİLİNE.YÜREGİNE.VE KALEMİNE SAGLIK SLM
Yazan neminarin, 16-06-2009 16:48
Sayısal kafaya sahip bir bünye olarak; yazı yazmayı çok saçma bulan, bundan nefret eden, kompozisyon derslerinde 3-4 cümle toparlayamayan ve yazı yazmaya erinen biriydim. okumak da aynı şeyi ifade ederdi benim için. Sadece derse özgü, ya da mesleki şeyler okurdum. Ama anladım ki; her ne olursa olsun insan kendisini hem konuşarak hemde yazarak ifade edebilmeli. Konuşarak ifade edebilmek için okumak gerekliydi. okudum... okudum... okudum... Kendimi ifade edebildim.  
daha sonra ise yazmanın tadını aldım. onun tadı ise çok farklı. anlatılmaz; yazılır ;) 
 
Yazmak gerçekten büyük bir zevkmiş. Güzel ya da çirkin her ne çıkarsa ortaya çıksın. önemli olan yazmak.
Yazan zeynep sıla, 17-06-2009 23:27
herkesin yazacak bir şeyleri olduğunu çok güzel hatırlattınız teşekkürler elinize sağlık memleket hasretiyle yüreği sızlayan yazılarınızı yaralarına merhem olur düşüncesiyle okuyan yazılarınızın bazı yerlerinde gerçekten kendini bulan biri olarak çok uzak diyarlardan Yıllar oldu gidemedim Gidib hasret gideremedim Kastamonu senin için Gözüm açık gideceğim selam ve sevgilerle.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2014 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım