Online Sayaci 1







Kayıp Parola?

Kim Online

Şu anda 1 misafir bağlı

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

dert paçadan akıyo

( dertli )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow Davut ZAT arrow Yılbaşı Çılgınlığı
Yılbaşı Çılgınlığı Yazdır E-posta
Sunday, 28 December 2008

Active Image

 

 

Davut Zat
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


    Yıl denilen süreç hepinizin de malumu olan oniki aylık zaman diliminin toplamı. Yılbaşı ise takvim yılının sene-i devriyesi. Neler sığmaz ki koca bir yıla. Ve ne kadar çabuk geçer o yıllar birbiri ardınca sıralanırken… Çok değil, bir yıl öncesine gittiğinizde anlarsınız akan zamanını hızını. Ve geride kalan bu zaman zarfında kim bilir kaç tane göç yaşanmıştır, ölümün tayin ettiği son adrese. Ve kaç yeni doğan çocuk merhaba demiştir hayata. Biraz daha geriye gittiğinizde; kendi adınıza şaşırıp kalırsınız yılların devrilmişliğini görünce. Anlarsınız ki her yeni yılbaşında yeni bir zaman dilimi daha ömrümüzden kayıp gitmiştir. Küçükken acelece büyümek istediğinizi, büyüyünce de artık orada sabitlenmeyi bir kez daha istersiniz, hem de canı gönülden. Ne fayda ki, yıllar yılları kovalarken ak düşmüştür bir kere saçlarınıza. Yaşlandığınızı sadece saçlarınız söylemez pek tabiî ki. Yeni nesil çocukların amca, dayı deyişinden ve onları artık tanımakta güçlük çekmenizden de anlarsınız, döneminizin ilerlediğini. Evet, eskimiş bir yılı daha geride bırakırken sizde bir yaş daha eskimiş olursunuz hiç şüphesiz. Geçen yıl bu zamanlarda kurmuş olduğunuz hayal ve planlarınızın ne kadar gerçekleştiğini kontrol edebilme zamanıdır beklide bu yıl geçişleri. Ölüme bir yıl daha yaklaşma gerçeğine teslim olursunuz istemeseniz de! Zamanın süratine karşı eğilir boynunuz bir kez daha gönülsüzce…  

     Evet kıymetli okurlar, aslında bizim kültür ve tarihimizde fazlaca bir mazisi yoktur bu tür yılbaşı eğlence ve kutlamalarının. Geçmişte bu gün, sadece Hıristiyan tebaayı ilgilendirmekte ve 15-25 aralık tarihleri arasında çeşitli faaliyetlerle, Hz. İsa’nın gelişi kutlanmaktaydı. Batı dünyası; noel’i farklı bir gün, yılbaşını da farklı bir gün olarak kutlamaktayken, bir müddet sonra her iki gün birleştirilerek aynı anda sentez vâri bir kutlama biçimine dönüştürülmüştür. İşin gerçeği Hz. İsa’nın doğum tarihinin 1 Ocak olduğu konusunda Hıristiyan âlemi de ittifak halinde değildir... 

     Bana göre kutlanmakta olan diğer günler gibi, yılbaşı kutlamaları da kapitilazm’in ürettiği günlerden biridir. Şöyle takvim yapraklarını devirirken, daha yılın ilk gününden başlar kutlanılması tavsiye edilen sıralı günler. Neredeyse her aya en az 5-10 gün sığacak şekilde gün ve haftalarla karşılaşırsınız kutlanmak üzere. Bitmez hiçbir günün anlam ve önemi! Her gün için ayrı bir hediye almak gereklidir o güne ait muhataplarınız her kimler ise! Halbuki kapitalizm akımının ürettiği bu günlerde yapılan alış verişlerle ciddi bir tüketim gerçekleşmekte ve birilerinin kasası para ile dolmaktadır. Yoksa yılbaşı kutlandı diye ne insanların yeni yılı çok güzel geçmekte, ne dünya üzerindeki savaşlar durmakta, nede sömürüler son bulmaktadır. Evet, bu tüketim sadece maddi bir tüketim değildir. Aynı zamanda tüketilen içkilerle sağlıklar ve sarhoşlukla da insanlık onuru yara almaktadır. Ceplerdeki paraların yanısıra, kültürel ve manevi değerlerimizde de büyük tüketimler yaşanmaktadır.  

     Tüm bu kutlamalar sırasında kullanılan ortak dil, üslup, eğlence biçimleri, giyim tarzları, süs eşyaları, tebrikleşme yöntemleri, havai fişek gösterileri, hindi katliamları, saatin 24’ü gösterdiği andaki çılgınlık halleri, şampanya patlatmalar, tabak kırma ve peçete dağıtma gibi eğlence ve davranış biçimleri, adeta gecenin kendine özgü karakteristiği haline getirilmiştir. Yine piyango ve şans topu çekilişleri, ülke sınırlarını aşarak yapılan eğlence ve partilere ilave olarak tüketilen içkiler ve çılgınca yapılan alışverişlerin tamamı ile ilgili yapılan haber ve görüntüleri de yine hep birlikte izlemekteyiz. Peki, böyle bir gecenin bizim hayatımıza ve kültürümüze girmesi ne zaman olmuştur acaba? Evet bizde ilk defa 1926 yılında Rumi takvim yerine, hicri takvimin kullanılmaya başlanmasıyla lügatimize giren bir ifadedir yılbaşı sözcüğü. 1935 yılından beride resmi tatil ilan edilerek hayatımıza paraşüt vâri bir iniş yapmıştır yılbaşı eğlenceleri..! Hem de batıyı aratmayacak tarzda kutlanma biçimleriyle birlikte. Elbette herkes yaşantısında, inancında ve tercihlerinde özgürdür. Ancak etrafına zarar vermemek kaydıyla. Tabiî ki bize düşmez kimin ne yaptığı,  neyi kutladığı ve ne şekilde yaşadığı. Bizimkisi bir tespitten ibarettir sadece. Bir özeleştiri ve bir toplumsal tahlildir kendi adımıza. Katılanda olur katılmayanda…  

     Peki, insan neden kendine ait olmayan, kültürüne yabancı bir olaya böyle aşırı düşkünlük gösterirde, kutlama ihtiyacı hisseder dersiniz. Bunun psikolojisi ve bilinçaltı ne olabilir acaba, hiç düşündünüz mü? Yılbaşı gecesinin diğer gecelerden farkı nedir bir zaman dilimi olarak. Çok mu kutsaldır, günahlar mı affedilir, ölüler mi dirilir tekrardan? Yâda hastalar mı sağlık bulur, fakirler mi zenginleşir bu gece gelip kutlandığında? Veya yılın sadece ilk günü mü önemlidir insan hayatında?  İsterseniz madalyonun öbür yüzünü çevirerek sormaya devam edelim sorularımızı. Şayet Hz İsa (as) aramızda olsaydı böyle bir kutlamayı arzu eder miydi acaba? İnsanlara içki için, kırmızı kıyafetli torbasıyla geyiklerin yükünü taşıdığı Noel babanız gece gelip çocuklarınızın rüyalarını süslesin, hediyeler versin der miydi? İnsanlar çokça tüketim yapsınlar ve birbirlerine hediyeler alsınlar da bu sayede bazıları da çok para kazansın ! Veya sarhoşlukta sınır tanımazlığın doruklarına çıkın, şans oyunları oynayın, çam ormanlarını kesip dilekler tutun, hindiler bayramı yapın, dansöz oynatın, karnaval havasında benim doğumu mu kutlayın der miydi acaba. Yoksa daha farklı şeyler mi söylerdi? 

     Şimdi de madalyonun bize ait tarafına bakalım tamda bu noktada. Bahsettiğimiz kutlamalar esnasında sergilenen davranış biçimlerini neslimize iyi bir model ve kültür aktarımı olarak tavsiye edilebilir miyiz sizce? Yâda bu türden çılgınlıklara evrensel bir kültür ürünüdür denilebilir mi? Mazeretlerin arkasına sığınmak bizi ne kadar masum yapar dersiniz. Zira etrafın çam ağaçları ile süslenmesi, mumlar yakılarak bir ayin niteliğinde kutlanılması ve bu suretle kötü ruhların kovulduğu inancı ile çam ağaçlarının küçük ay ve yıldızlarla süslenmesi, eski Bâbil tanrılarının simgesel kutlamalarından günümüze yansıyanlar değimlidir? Bu açılardan bakıldığında bizi bağlayan bir boyutu var mıdır yılbaşının. Yâda nasıl bir meşruiyeti vardır bunca çılgınlığın. Kısacası köklerini bizim değerlerimizden almaz bu türden kutlamalar...  

     Birde yeni yılı kutlamak yerine, geride kalan yıla hayıflanmak gerekmez mi sizce de? Çünkü geçen süre ömürden olup, gelecek ise belirsizdir. İnsan bir yaş daha ihtiyarlarken ölüme bir adım daha yaklaşmış olmuyor mu her geçen günde. Oysa kâinat bir yıl daha eskiyor git gide. Bunca kayıptan sonra sevinmek ve tebrikleşmek, bana göre çelişkilerin en büyüklerindendir..! Ya size göre? Her yeni yılda söylenen temennilerin ve tutulan dileklerin geleceğe ne derece katkısı olmuştur, oda bir meçhul. Bu yeni yıl, belki aramızdan birçok yakınımızı alıp götürecek, bekli de birçoğunu hasta edip yatağa düşürecek. Bazılarını da haksız kazançla zengin ederken, bir başkalarını ise iflasa sürükleyecek… Belki de bazı ülkeler bu yeni yılda, savaş ve işgallere maruz kalacak ve yine mazlum halklar öldürülecektir. Şimdi hiçte uzağa gitmeye gerek yok! Milenyum adı altında son bin yıl kutlamalarından bugüne kadar gerçekleşen 8 yıllık olaylara şöyle bir göz atalım. Dünya ve insanlık daha ileriye mi gitmiştir, yoksa daha geriye mi?  

     Bu nedenlerle temelini Hıristiyan, Yunan, Bâbil ve Roma geleneğinden alan bir inanışın bizim toplumumuzda bu derece yer edinip kanıksanmasını da, doğrusu anlayabilmiş değilim. Hem de bize ait olmayan bir kültürün ne amaçla kutlandığını ve neye hizmet ettiğini hiç düşünüp, sorgulamadan… Oysa bizimde çok değerli günlerimiz vardır hiç kuşkusuz kutlanılası… Amma velâkin aynı hassasiyetin gösterilmemesi de ayrı bir elem olan..!  

     Şair ne güzel ifade etmiş bu hicranı;  “Eski çınar şimdi noel ağacı;  
                    Dallarda iğreti yaprak utansın!”
 

     Bu düşünceler içinde yeni miladi yılın, hayata bakış açınızda yeni bir milat oluşturmasını dilerim.


Görüntüleme sayısı: 2734

  Yorumlar (3)
Yazan SENDİKACI, 01-01-2009 22:35
Değerli dostum böyle bir hashas ve önemli konuyu okularınızla paylaşmanız beni ve inanıyorum ki benim gibi düşünenleride mutlu etmiştir.Yüreğine ve kalemine sağlık.Oruçöz
Yazan neminarin, 02-01-2009 16:55
Davut Bey yine hassas ve gündemden bir konu seçmiş. Çok başarılı buldum... 
 
Lakin ben yılbaşı kutlaması konusunda dengeli bir kutlamayı tercih edenlerdenim. Hayatı belkide belli kurallar dizisine sokmak istemeyişimdendir. Eğlenmek için özel günlere ihtiyaç duyuşumdandır bilinmez. 
 
Yılbaşı bir yılın bitişi. Dünyanın "bu yılda güneşin etrafında bir tur daha attık, ohh bee" deyişidir benim gözümde. Bu gözle baktığımda da yakınlarımla beraber olup eğlenmek bana garip gelmiyor. Gelmezde. Çok coşkulu, hırçınca kutlama tabiki tasvip edilemez ama dozajı tutturduktan sonra bi sıkıntı yok.
Yazan hbenek, 04-01-2009 18:03
davut gardaşım insanların eylenmek tüketmek için bahane aramalatından kaynaklı bir durum. eylenceyi bir yere kadar anlarım am tüketmek ihtiyaçlar çercevesinde olmalı diye düşünüyorum. ama tüketme işinde kar hırsıyla hareket eden kapitalistler, insanımız teklamlar ve modalarla rahat bırakmıyorlar. bizde tüketim ve batı kültürü karşısında benligimizi kaybedecek kadar etkilenmemeliyiz...

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2018 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım