( çam ağaçlarının soyularak öz suyunun yenilecek şekle getirilmesi )
RSS - Güncel Haber
Anasayfa
Artan Sinir Katsayımız
Perşembe, 30 Nisan 2009
Esma Nur Çetinkaya
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Her gün ki hayatımızdan bir sahne... Bankamatik kuyruğundayız. Yanımızdaki bankamatikte bir genç işlem yapıyor. O sırada bankadan çıkan bir kişi kuyruktaki kalabalığa oldukça sert bir tonda: “Yoldaki kırmızı Mazda kimin?” diye sesleniyor. İşlem yapan genç: “Mazda bana ait; hemen çekiyorum.” diyor. İşte bu sakin cevaptan hemen sonra başlıyor sözlü gerginlik:
Adam: “Başka yer bulamadın mı park edecek?”
Genç: “Başka yer varsa söyle!”
Adam: (Bir anda gürleyerek gencin üstüne yürümeye başlıyor) “Ne demek ulan; başka yer bulamadım; bana el-kol hareketi yapma, haddini bil! ” ( Farkında değil ama el-kol hareketi yapan bizzat kendisi, genç değil. )
Genç: (Alttan almaya çalışarak) “Hemen çekiyorum dedim; bu şekilde ortamı germeye hakkınız yok!”
Adam: “Senden mi öğreneceğim ben nasıl davranmam gerektiğini? Sen kim oluyorsun? ”
Genç: Beyefendi; ben bir şey demedim, lafı uzatan sizsiniz.”
Adam:”Ne demek ben lafı uzatıyorum. Haddini bil, düzgün konuş benimle.”
...
İzleyici kalabalıktan (işlem sırası bekleyenler) yaşı büyük olanlar ikaz niteliğinde söyleniyorlar kendi kendilerine. Ancak bu kendi kendine söylenme ne somut bir işe yarar ne de bir şey söylemiş olmak için söylemekten öteye gider.
Hayatımızdan bir başka sahne: Büyük şehirlerin bitmeyen çilesidir mesai saatlerinin başlamasına ve bitmesinin hemen sonrasına dayanan trafik yoğunluğu. Hele de otobüs kullananlara göre içinden çıkılmaz bir labirenttir eve gidilen güzergâh. Bu labirent insanı öylesine boğar ki; ne nefes aldırtır ne de adım attırır. Kişiler arası sosyal mesafe olarak adlandırılan mesafeden eser kalmaz ve insanlar bu sıkıntıyla, gerginlikle birbirine olmaz şeylerden sataşır, sözle saldırır, eğer yolculardan biri çizmeyi aştıysa (!) otobüs durdurulur, aşağı inilir ve kavga başlar. Maddi zarar genelde otobüs camıdır en görünen şekliyle.
Çünkü insanı harcamaya, tüketmeye alışıyoruz günden güne. Zarar boyutunu maddiyatla ölçüp somutlaştırıyoruz artık hayatımızda sıklıkla karşılaştığımız bu gibi durumları.
Sinirlerimize ne oldu bizim? Sinirlerimiz ne zamandan beri bu kadar gergin? Ağzımıza gelenleri ne zamandan beri bu kadar çabuk salmaya başladık? Medeni ölçütlerle tartışamadığımız insanları ne zamandır düşman olarak görmeye başladık? Birbirimizin üzerimizdeki haklarını ve sorumluluklarını ne zamandan beri önemsemiyoruz? Sahiden sinirlerimize ne oldu bizim?
Gün içinde hayata karıştığımda bu soruların bende arttığını dehşetle fark ediyorum ve üzülüyorum. Çözüm yolları üretmeye çalışıyorum kendimce; sinir katsayımızı nasıl düşürebilir; tahammül ve sabır katsayımızı nasıl artırabiliriz diye?
Yalnızca şu cevabı verebiliyorum kendime; bu bol katsayılı denklemin formülü yine bizde; insanda bitiyor. Görüntüleme sayısı: 723
Yorumlar (2)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.