Elif Şafak her zaman en sevdiğim kadın yazarlardan biri olmuştur. Onu hep büyük bir heyecanla okur, romanlarının çıkacağı tarihleri sabırsızlıkla bekler ve bir solukta okurum. Fakat asla bitirmem Şafak’ın kitaplarını, bitiremem...
Kelimeler, cümleler onda öyle çarpıcı ve büyüleyici bir hal alır ki; kitap bitse de kelimeler beyinde yeni yapılar inşa etmeye devam eder. Bu yüzden Şafak’ın kitapları bitmez bende. Kasıtlı veya kasıtsız zamanlarda dilime gelir, farkında olarak veya olmayarak karakterlerden biri olur; dünyaya “Şafak” gözüyle bakarım.
Elif Şafak’ın son romanı: Aşk... Kitabı önce Şafak’ın demeçlerinden takip ettim, hemen almadım. Uzun süren bir çalışma, yorulma ve emek ürünüydü Aşk –her zaman olduğu gibi- . Gazete ve dergi sayfalarından baktım kitabın kapağına... Koyu pembe bir renk yoğunluğunun ortasında açık pembe renkli, damar damar olmuş bir kalple gayet cazibeli ve davetkârdı. Aşk insanı kendine çağırıyordu, “Gel bana!” diyordu bütün pembesiyle...
Bu çağrıya elbette kulak verdim; fakat kitabı benim almama fırsat kalmadan, bir dost -Şafak hayranlığımı bildiğinden-, bana bahar hediyesi olarak verdi. Bahar hediyem Aşk’ tı...
Madem bu çağrı kendiliğinden olgunlaşmış; kitap ellerime gelmiş; bir an önce zihnimde ve kalbimde de yer etmeliydi Aşk... Aşk’a başladım... Aşk’ı bir günde okudum... Ve Aşk’ı bitiremedim yine...
Aşk’ta mesajlar daha mistik bir şekilde ulaştı kalbime. Hem 2000’li yıllarda ( hatta 2009 Eylül’de ) hem de 1200’lü yıllarda dolaştım; yüzyıllar arasında seyahat ettim. Aşk’ın 40 kuralı el ele tutuşup, daire oldular; aralarına aldılar beni... Mevlana şehri Konya beni kendine çağırmaya başladı; Mevlana seslendi ötelerden: “Beni ne zaman okuyacaksın?” diye. Şems-i Tebrizi elindeki Mesnevi’yi işaret ederek destek oldu ebedi dostuna “Ne zaman?” diye gözleriyle sordu aynı soruyu. Ella gözlerimin önünde can buldu: “Aşk’ a kapı aralar bu sayfalar; Aşk hiç biter mi?” dedi. Aziz; dünyayı ülke ülke, kabile kabile, insan insan gezen bu çelebi yüreğime fısıldadı: “ Dünyanı genişlet, seyahat et! Kilitlenip kalma aynı şehirde! İnsanın kökleri yoktur zira hiçbir şehirde; gönül bağları vardır! Sınırlı sayıda gönül bağıyla yetinme! Yeni bağlar ara ve bul kendine! ”.
Ella ve Aziz’in 2000’lerden gelen sesi, Mevlana ile Şems’in 1200’lerden ulaşan mesajı her sayfada Aşk’ın büyüsüne kaptırdı beni.
Okudukça okudum Aşk’ı. Çünkü Aşk okunası bir kitap... Birçok yere not ettim mesajlarını; kalbime bastırdım kitabı; elinden tuttuğum / elimden tutan bir dost oldu. Aşk filizlendi bende. Kelimelerden örülü dünyayı hissettim çünkü... Yapraklarını ise Mevlana okuduktan sonra göreceğimi umut ediyorum. Meyvelerinin ne zaman olgunlaşacağını tahmin edemiyorum henüz. Hem buna lüzum var mı? Aşk zaten en olgun meyve değil mi? Ve “Ne olursan ol, yine gel!” mesajı Aşk’ın tattığımız en olgun meyvesi değil mi?
Görüntüleme sayısı: 1065
Yorumlar (8)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.