Online Sayaci 0







Kayıp Parola?

Kim Online

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

yidekk

( dügünlerde gelen pilav serisi:) )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow Esma Nur ÇETİNKAYA arrow Büyülü Tarih
Büyülü Tarih Yazdır E-posta
Friday, 04 December 2009

Esma Nur Çetinkaya

 

 

Esma Nur ÇETİNKAYA


      Tarih kelimesiyle ilköğretim dördüncü sınıfta Sosyal Bilgiler dersinde ciddi olarak karşılaşıyoruz.

En geç on-on bir yaşlarında tanıştığımız bu kelimeyi bütün okul hayatımız boyunca yanımızdan ayırmıyoruz; hatta üniversite sonrası sınavlarda da önümüzde durduğundan neredeyse tarihle büyüyoruz.      

   Kendi tarihimiz açısından ele alırsak beynimize kazınmış bilgiler ya da  – ne yazıkki- bilgi kırıntıları vardır tarih adına.

Mesela:        

 “Türkler Anadolu’nun kapılarını 1071 Malazgir Zaferi’yle açtı.”       

  “Osmanoğulları Beyliği Bilecik'in Söğüt civarında 1239 yılında kuruldu.”    

   “Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u 1453’de fethetti.”   

    Kronolojik olarak tarihimzdeki önemli olayları sıralamaya kalksak ne kitaplar yeter ne de ciltler. Halbuki her zaman aklıma takılan cümleler şöyle dizilir bende:  

      Türkler Anadolu’nun kapılarını bir defa açtı; fakat biz ilkokul sıralarından beri Anadolu’nun  kapılarını sürekli açıyoruz.. Osman Bey, imparatorluğun temeli olan bu beyliği bir defa kurmasına rağmen biz her okul döneminde Osmanoğulları Beyliği’ni tekrar kuruyoruz. Fatih de İstanbul’u bir defa fethetti. Ancak biz üniversiteye gelene kadar hemen her sene  İstanbul’u fethediyoruz. Çünkü her okul döneminin bitişinde kitaplarla birlikte Anadolu’nun kapılarını da kapatıyoruz; sene başında kurduğumuz beylik sene sonunda zihinlerimizden silinmiş oluyor; bir sonraki Tarih kitabı elimize ulaşana dek fethin yankıları da diniyor. Yani her okul döneminde tarihi silip, baştan yazıyoruz; devletler kurup, devletler yıkıyoruz; çağlar açıp, çağlar kapatıyoruz. İnsanların yüzyıllarca süren mücadelelerini bir ders saatine sığdırıp; on-on beş dakikada onları kıtalararası göçlere sürüklüyoruz.  

        Bunların hepsi bir okul döneminde meydana geliyor ve öğrenciler sürekli olarak silinip, yazılan tarihten bilgi kırıntılarıyla ve büyük bir zihin yorgunluğuyla çıkıyor. Bu yorgunluk da onları tarihin derinliklerinde anlamlı seyahatlar yapmaktan men ediyor.     

     Oysa Tarih çok gizemli bir kelime; bilincine ve zevkine varanı sürükleyip götürüyor. Öyle olmasa kitabevi raflarını tarihi olayları veya olguları temel alan kitaplar süsler miydi? Senaryoya dökülüp tiyatrolarda, sinemalarda boy gösterirler miydi? Bir roman, hikaye ya da oyun metni olduğunda tarihin insanları kendine çeken bir büyüsü var. Bu büyünün bilgisayara kitlenip kalmış çocuklarımıza ulaştırılması gerekiyor. Zira ders kitaplarıyla açıp kapadığımız tarih, kitaplar ortadan kalktığında yok sayılıyor ve biz bu büyük kanona saygısızlık yapıyoruz.  Bu yok sayma ve saygısızlık dolaylı yollardan bizi kendimize ve geçmişimize yabancılaştırıyor. Yabancılaşma duygusu bizi etkisine aldığındaysa bencil bir şekilde içinde olduğumuz zamana çakılıp kalıyoruz, bilinçli bir geçmiş-gelecek analizi yapamıyoruz.  Bunun sonucunda da bu ders öğrenciler için gereksiz ezberin yapıldığı ve konuların yazılıdan bir kaç gün önce beyne kodlandığı sevilmeyen bir ders haline geliyor.

         Bu yüzden Tarih kelimesi hayatımıza girdiği andan itibaren öğrencilere bilinçli şekilde “Tarih” aşılamak ve onlara bu disiplini sevdirmek gerekiyor. Aksi takdirde “Anı yaşa!” bencilliği bir nesli daha zincirleri arasına alıp öğütecek. 


Görüntüleme sayısı: 1825

  Yorumlar (1)
Yazan hbenek, 03-01-2010 22:49
ESMANUR HANIM; BİZE ANADOLUYU YUT OLARAK BIRAKANLARI UNUTMAYALIMDER BU GÜZEL YAZIN İÇİN SANA TEŞEKKÜR EDRİMM... SELAMLAR...

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2018 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım