Online Sayaci 0







Kayıp Parola?

Kim Online

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

dongura

( insanın vucut kiri )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Yarın Bağa Göçüyoz Yazdır E-posta
Thursday, 16 April 2009

Active Image

 

 

Mehmet Çiloğlu


Baharı müjdeleyen cemre bir düşsün toprağa. Başlar Tosyalıda bir telaş. Önce eşekler nalbanda götürülüp uzayan tırnaklar şekillendirilecek nallattırılacak, uzayan yeleler biçimlendirilip, palanı, kolanı, çiltesi gözden geçirilecek. Çiltesi, urganı yenilenip bir güzel hazır edilecek zorlu çalışma günlerine. Kış boyu damda beklemekten yorulmuş eşekler iş başı yapacak ve onlar baharın soluğunun müjdesini kendi dillerinden haykıracaklar âleme. Yollar artık eşeklerin ayaklarındaki nalların kumlu çakıllı topraklarda çıkardıkları o melodik sesin eşliğinde tıkırda tıkır yürürken anırmaları ile eşlik edecekler bu düzene. Henüz dallarda çiçekler, yapraklar belirmeden kıymetli yüklerini ulaştıracaklar toprağa. Gökyer, Beşçam, Kaleyakası, Selakırı, Hasanarkı yolları yüzlerce eşeğin sırtlarında taşıdığı kemüre katarları ile dolup taşacak.        

Topraktan canlar, yollardan canlılık fışkıracak yeryüzüne. Kışa kadar sürecek koşuşturmanın ilk işaretidir bu; ilk önce soğan ekilecek güzden hazırlanıp gübrelenmiş toprağa. Sonra takmanlar bellenip patat, biber, tomatis, pakla ekilecek.        

Çoluk çocuğun rızkına; evin, ocağın nafakası işte bu çabadan doğacak. Kar suyuna doymuş toprağın kokusu adeta bahara merhaba diyecek çiçeklere öncülük edecek. Kuşlarla birlikte sabaha merhaba diyecek Tosyalı, günün en verimli saatlerinde. Sabah ezanından sonra uyumak yok! Henüz karlar erimeden doğaya merhaba diyen çiğdemlerden bir iki tanesini kasket siperinin üzerine yerleştirip, akşam bağdan eve döndüğünde ”Çiğdemler çıkmış!” diyecek torunlarına yüzlerindeki gülümsemeyle. “Çiğdemler çıkmış, dura dura kargaları gelmiş” diyecek. Bu müjdeyi tüm cihana haykıracak ısınan toprağın sıcaklığı ile. Artık durmak yok. Günler bağda bahçede akşam etmekle, kışlık ürünün toprağa ekimi, toprağın işlenmesi, fidanların dikimi ile devam edip gidecek.         

Bilmem kaç yüz yıl devam etmiş bir devinim başlayacak. Sabah bağa giderken heylere kemüre konulup bağa varılacak; akşam bir yük ot damdaki ineklere ulaştırılacak. Eşekler, ekilecek dikilecek sebzenin, meyvenin kemüresini taşıyacak hem de damdaki sığırların rızkını; ama hiç şikayetçi olmadan anırıp, yollarda naralar atarak getirip götürecekler, sahipleri arkalarında.         

Bağa göçme telaşı eklenecek bir süre sonra eve ocağa. Ayak telleri alınıp, tahtaları sürterek balmumu haline getirmek için terlik şeklinde dikilecek. Meşe külleri kaynatılıp, çamaşır yıkanacak Bu süreç örtü denkleri oluşturup bağ yoluna düzülene kadar devam edecek. Bir gün imece yapılıp toplanacak hısım, akraba gümele yıkamak için. Sular kaynatılacak çamaşır tavalarında, kül suları ısıtılacak kazanlarda. Büyük bir coşku içinde gümeleler yıkanıp, tahtalar balmumu rengine dönüşene kadar sürtülecek ayak telleri ile. Dolap kapakları, raflar, yaşmaklar ovulup, yıkanacak. Kül suyu ile yıkanıp, balmumu kıvamına getirilmiş tahtaların kokusu davet edecek bir önceki yılın ev sahiplerini yeniden eski yurtlarına.   

Bağa göç günü ayarlanacak birkaç gün önceden, bu günün salı, cuma, pazartesi olmamasına dikkat edilecek. Salı uğursuz gün; cuma mübarek gün; pazartesi alış veriş günü. Ödünç eşek, at ayarlanacak hısım, akraba, eş ve dosttan, bağa göçmek için.

Bir gün önceden örtüler denklenecek; örtülerin içine oklava, pisleeç yerleştirilecek. Bağa göçme sabahı sabah ezanından önce uyanacak ev ahalisi. Önce inekler buzağıların götürülmesi gerek bağa-Sıra onların çünkü- Evin küçükleri artçı olarak bütün kışı kapalı damlarda geçirmiş. Bunalmış hayvanların yolda motor, araba gürültüsünden ürküp sağa sola kendilerini çarpmaması için azami dikkat ve çevikliği göstermesi gerekli. Önde baba, dede, ağabey ya da evin anası hayvanları yedekleyecek, çocuklar onlara ‘Hoo!’ diyecek. İnekler, buzağılar doğanın içinde olmanın yeşermiş doğaya merhaba demenin sevinci ile koşturacaklar sağa sola ta ki yorulup bitap düşene kadar. İnekler, buzağılar bağın damına bağlanıp doğruca geri dönülecek. Bu defa eşeklere, atlara önce örtüler yüklenecek, sonra heylere konulmuş kap kacak sarılacak hayvanların sırtlarına. Bu seferler, eşyalar bitene kadar devam edecek. Örtü denkleri gümelelere taşınacak nineler analar bir bir yerleştirecekler denklerden çıkan yükleri yerlerine. Bu yerleşme bir iki günlerini alacak… 

Bağa göçüldüğü ilk akşam çocuklar yere serilmiş döşeklerinden gökyüzünün mavi derinliklerine bakıp, yıldızlarla aydınlanmış ufuklarında düş kuracaklar bilinmez dünyalarla ilgili. Bu düşler sınırsız, sonsuz zamanlarla ilgili. Yorgun bedenlerine yüklenmiş rehavete, temiz havanın tatlı okşamaları düş uykularına temiz havanın koynunda merhaba diyecekler. 

Yeni bir başlangıç, yeni bir telaş tüm yaz boyunca yazlık, kışlık erzakın temini için devam edip gidecek. Her şey gıdanın büyük bir kısmı orada üretilip tüketilecek. Hayvanlar beslenip süt, yoğurt, peynir, tereyağı üretilecek. Bir kısım ürünler kış için hazırlanacak. Tereyağları, peynirler, reçeller, pelverdeler, salçalar küpeciklere konulup; kurutulmuş biber, fasulye iplere dizilecek; köfter iplerde sallandırılıp, kurutulacak; pestiller tahtalarda kurutulup, katlanacak, güz gelince ayguttan tarhanalar hazırlanacak. Bağ bozumu ile birlikte küreler kurulup pekmez kaynatılacak, uzayan gecelerde konu komşu toplanıp çıtır çıtır yanan ocağın başında sohbet ederken, bir yandan da pişmiş taze mısır ve patatesi iştahla tüketip soğumaya başlayan geceleri sıcak sohbetleri ile ısıtacaklar. Pekmezler dövülüp ağdalar ağartılacak. Sadece söyle bir hatıramı yokladığımda hatırlayabildiklerim bunlar. Bunlar uzak değil. Daha yirmi otuz yıl evvel yaşadıklarımız.

Bu gün çocuklarımız geçmişimizin bu vazgeçilmez yaşam olgularının pek çoğundan habersiz ve uzaklar. Bizi biz yapan, bizim geleneklerimizin, göreneklerimizin, geleneksel üretim biçimlerimizin pek çoğundan habersiz yetişiyor. Geleneklerimizi kaybettikçe hafızalarımızı, hafızalarımızla birlikte tarihimizi yitiriyoruz. Bu gün kaç tane çocuğumuz eşeğe hey sarabilir? Kaç çocuğumuz yularından tutup inek güdebilir? Kaç tanemiz erik pestilini yapıp, tahtalara dökebilir?

Gerçekten  artık günümüzde bunların devam etmesi imkânsız. Yaşadıklarımızı, geçmişi gelecek nesillere öğretmek bizim görevimiz değil mi? Hepsi silinip gitsin mi belleklerimizden, ilçe tarihinden.  . Bilim, nesneye bakmak ve onu anlamak çabası değil mi? Bilimim kaynağında hep merak, farklı bakabilme, herkesin baktığı perspektifin ötesinden bakabilme ile yeni ve etkin boyutlar kazandırma çabası değil mi? Yerel kültür yeşerecek, nesneyi , üretimi biçimlendirecek, yerellik adına özgün ürünler sunacak, evrensel kültürü anlayıp, yorumlayabilecek; kendisi de evrensel kültüre katkıda bulunabilecek değerler üreterek varlığını hissettirip,  kimliğini bulacak.   

Köklerinden kopma ve kendisi ile yabancılaşma durumunda, sürekli başkalarını taklit eden, sığ modernitenin bataklığında kıvranan, popülist kültürün mahkumu bir toplum düzeni farkında olmadan kendiliğinden oluşuverir. Yetmezlik ve özgüven yitimi sonucunda kendisine olan saygısını ve ilgisini kaybeder ki; artık o ne kendisidir ne de taklit ettiğidir. “Hafızası olmayan bir mankurttur.”

Bir millete ve genel olarak insanlığa yüzyıllar boyunca başarmak ve icat etmek kadar heyecan verici ve öğretici ne vardır. Toplumların ve bireylerin karşılaştıkları sorunlar, onları halletmek için nasıl çalıştıkları; aldanmaları, başarıları, bulguları, yeni biçimlendirmeler, kurgulamalar buldukları geçici ve sürekli değerler hakkında en geniş ve en derin bilgiyi tarihten, tarihin kaynağı olan eski eserlerden ya da kayıtlardan öğreneceğiz.

Dikkatlice incelenirse bu güne ait tüm kurumların, fikirlerin, inançların, sanat ve zanaat eserlerinin köklerinin maziye gittiği,  zaman içinde geliştiği ve değiştiği görülür. Tüm bu süreci sağlıklı bir biçimde irdelemek, incelemek ve kayıt altına almak gerekir. Dinler, masallar, efsaneler, çocuk oyunları, örf, adet, gelenek, görenek ve üretim biçimleri insanoğlunun hakikati bulmak ve yaşama yeni bir boyut eklemek adına yaptığı denemelerdir. Bunların hepsinde o toplumun beşeri vicdanı ve duyguları ve becerileri yatar.

Eskileri öğrenmek demek, onları taklit etmek ve aynen uygulamak demek değildir. Aksine tarih şuuru bize, yarattığı keskin tezat dolayısı ile kuvvetli bir “ halen var olan” ve gelecek duygusu kazandırır. Bir oyalı yemenide, bir kilimde, bir heybede yaşayan nakış; bir bakır tepsideki şekil ve işlemeler bir geçmiş değil, geleceği kurgularken, kendimiz olmasına yardım edecek potansiyel güç ve ilham kaynaklarıdır.  

Tüm dünyadaki kültürel gelişmenin temelinde yerel yaşantılardaki öznel bakışla yaşamın özümsenmesi ve sosyal düzenin kurgulanması;  zanaata ve sanata ilerleyiş ve arkasından evrensel bir boyuta yöneliş yok mu? Tüm tarih boyunca yaşadıklarımızı, atalarımızdan gördüklerimizi yaşanmamış, emek verilmemiş kabul edelim mi? Bence hayır. Bunlar görsel olarak da yaşatılmalı. Yaşanmış bir kültürün öğeleri olarak gelecek nesillere tanıtılmalı. Bayramlarda, festivallerde geçmişimizin özgün yaşantılarından örnekler sunulmalı. Arkaik bilinçaltımız canlanıp, atalarımızın ruhları ile bütünleşmeli. Yoksa bu güne kadar yaşadığımız festivallerdeki ‘lay lay lom hop hop zıp” sokak ortalarında gözleme yaparak, şehri yağ tavası gibi kokutarak, poşet, kabuk artıkları ile donatır, sonra da buna “KÜLTÜR FESTİVALİ” adını verir ve kendimize güldürürüz. Bir anlayabilsem bunun neresi “kültür”? Kültür adına yapılanların adı ne? İnsan, adını kültür festivali koyarken sözlüğe bir bakar ‘kültür ne demek?” diye, sonrada gereğini düşünüp, yapar. Bu işin özünü anlayamazsak, yağ tavası gibi kokan sokakları lay lay loma, teslim ederiz.

Bizim ilçe olarak bir etnografya müzesine ihtiyacımız var. Tüm geleneksel yaşam biçimlerimizi anlatan bir etnoğrafya müzesine. Evet, “ Çocuklar, bakın babaannelerimiz sütten tereyağını böyle elde ediyordu”, kese yapılacak tiftik şu özellikleri olan keçilerin tiftiklerinden elde edilip, şu amaçla kullanılıyordu” diye somut olarak gösterebileceğimiz bir görsel ortama ihtiyacımız var.

Eşeği unutmak yok. O bizim tarihimizin geçmişimizin bir parçası. Tüm yükümüzü onlar çekti. Onlar bizi geçmişten geleceğe taşıdılar.

Tarhanayı, erik pestilini de unutmak yok. O bizim yaratıcılık belgemiz. Özgün üretim modelimiz.

Biz eşeğin heykelini üzerinde heybesi ile yönünü bağa dönmüş, üzerinde bir bağcıyı bağına götüren hali ile Yelli Kaş’a dikmeliyiz. Çocuklarımız semeri, palanı, çilteyi, göceği, paldımı, kolanı onun üzerinde görür, tanırlar. Belki o zaman bu çilekeş hayvana olan insani görevimizi de Tosya halkı olarak teslim etmiş oluruz. Hem de geçmişi hatırlayıp hafızamızı tazelemiş oluruz.

“Yerlikaş’a eşeğin heykelini, Yerlikaş’a eşeğin heykelini…!” Üzerinde bağcısını bağına götürürken… Ne harika bir dil ve onurlu bir duruş olur bu duruş. Durup düşünmek gerek, durup düşünmek geçmişten geleceğe… Var olmak geçmişten geleceğe. Var olmak geçmişten geleceğe…


Görüntüleme sayısı: 7110

  Yorumlar (5)
Yazan mna4454, 17-04-2009 21:33
Teşekkürler hocam..Çok güzel olmuş
Yazan neminarin, 20-04-2009 13:58
Mehmet Abi ne söylesem bilemiyorum. Harika olmuş. hatta harika ötesi... 
 
Yazıyı okurken, daha başında ; gümelede yıkandıktan sonra oluşan tahta kokusunu da yazdıysa tamam dedim. ;)bi baktım var... 
 
birde etnografya müzesi fikrinizi o kadar çok beğendim ki anlatamam. kesinlikle ve kesinlikle gerekli. içine bir ilçe olarak koyabileceğimiz o kadar çok şey varki... 
 
Bunların dışında yazının içine yerleştirdiğiniz özel mesajda çok değerli.  
 
Ellerinize sağlık...
Yazan coskun, 21-04-2009 11:24
Kaleminize sağlık Hocam.
Yazan neminarin, 01-06-2009 22:25
arada bir gelip okuyorum. gerçekten güzel. bunların yazıların saklanması ve iler çocuklarımıza çıkartılıp okutulması lazım.
Yazan Havva, 16-09-2009 13:32
Selam Mehmet abi, 
son sözünle söze baslamak istedim :)"Var olmak geçmişten geleceğe"... 
Yazini yeni okuyorum, epeydir ugramamistim buralara. Göresim geldi... 
Pek etraflica yazdin, iyi oldu valla, ellerine saglik. Sanki bir zaman tünelinde gecmiste bir gezi gibi oldu.  
Teknik imkanlar gelistikce yeni yasam kosullariyla karsikarsiya kaliyor yeni nesil de, naaparsin bu böyle gelmis böyle gidiyo ve gidecek.  
Selsm burdan Tosya´ya sana ve tarihe :)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2017 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım