Ciğerlerinde ince hastalık varmış, öyle dediler. Bunu kendisi de biliyor muydu acaba? Ağır ağır çıkıyorum hastane merdivenlerini. Yüreğimde bir sızı, boğazımda bir yumru. Gözlerimse çoktan iflas etmiş…
Geçen sene bir Ramazan gecesinde bir poşet dolusu kitap getirmişti bana. “Al kızman sana getirdim, okursun." demişti. Hep öyle derdi bana. “Kızman” onun sevgisini ifade etme biçimiydi. Nasıl mutlu olmuştum kitapları görünce. Minnettarlığımı dile getirmek için hiçbir şey yapmamıştım ama. Şimdi sarılsam çok mu geç kaldım? Ama ona yetmiştir gözlerimdeki sevinç biliyorum.
Amelelikle kazandığı üç kuruşla ancak ömrünün son baharında alabilmişti başını sokabileceği evini. Daha borcunu bile ödeyemeden, hani derler ya sefasını bile süremeden ciğerlerindeki ince hastalıkla, işte dört yataklı bir hastane odasında öylece bekliyordu.
Ne kadar kısa yapmışlar bu merdivenleri... Şimdi kapının önündeyim. Birazcık dudaklarıma tebessüm katmalı ve güçlü durmalıyım. Nasıl yapabileceksem?
Kapıyı açıyorum. İşte orada yatıyor. Bana bakıyor. Yemyeşil gözlerinde bir mahcupluk, bir yeniklik ve birazda minnettarlık var. Öyle ki suçlu görüyor kendini. Bize bu acıyı yaşatmanın suçluluğu var gözlerinde. “Geldin mi kızman?” diyor. “Geldim dede, geldim.”. Ellerim titriyor. İçimde gözyaşlarımla verdiğim savaşı zar zor kazanıyorum. Ama sesimle aynı mücadelede yenik düşüyorum.
Geçen zamanın kıymetini bilememek neden hep böylesi acıtır insanın içini? O hep vardı, yanımdaydı. Her zaman verdi… Verdi… Verdi… Bense güzel duygularımı açığa çıkarmaktan hep utandım. Dile getirmek neden bu kadar zordu? Neden karşındaki insana iki kelimeyle dünyaları bağışlayacağımı biliyorken, sustum? Pişmanlık onarılmaz bir yara. Şimdi sizde sarılın en yakınınıza, çok geç olmadan.
Bir süre sustuk öylece… Ben bakıyordum. İşte bu gözler zamanında aşık olmuşlardı. Yüreği pır pır etmişti bir zamanlar. Ellerinde ağır çalışmanın izleri duruyordu. Çok az zaman sonra hepsi toprak olacaktı. Gidip sarılsam şimdi, tutabilir miyim gözyaşlarımı? Hayır, bunu yapamam. Neler hisseder kim bilir? Belki daha çok suçlar kendini, beni üzdüğü için. Daha geçen akşam anneme “Sen git, ben bu gece ölmeyeceğim!” demişti. Ama son bir pişmanlık daha yaşamamak için, vücudunun sıcaklığını ve kokusunu hiç olmazsa ömrümde ilk defa tatmak için gittim sarıldım.
O ağladı… Ben ağladım… O ağladı… Ben ağladım… Dudaklarımda iki kelime “Gitme dede!”.
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.