Hülya Çemçem
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bir rüzgar esti. Sen bi tarafa ben bi tarafa… Şans ki aynı şehirdeyiz ikimizde. Şanssızlık ki hiç tesadüf etmiyor yollarımız, hiç kesişmiyor. İşte bu yolda belki de sen vardın biraz önce. Ağır ağır yürüyüp geçtin. Kokun kalmış olabilir mi? Derin bir nefes çekiyorum. Hayır alamıyorum kokunu...
Hava soğuk. Buz gibi. Her zaman ellerim üşürdü. Bu kez içim buz tuttu. Gözlerim hep telefonda.. Sanki arasan duymayacağım da kaçıracağım beklenen anı. Beklenen ansa bu defa hiç gelmeyecek oysa. Biliyorum. Biliyorum da gözlerime söz geçmiyor işte. Umutsuzca bakıyor, bakıyorum yollara bir de telefona.
Taşınmaz mı olmuştu bu sevda omuzlarında? Sahi yüreğinden çıkıp omuzlarında ağır bir yük ne zaman olduk biz? Aynı soruları kendime de soruyorum. Evet taşınmaz olmuştu bende de. Ama seni o kadar çok seviyordum ki, hasretin daha ağır bir yük olacaktı...
Hep korktum bir gün gidersin, bir gün bitti dersin diye. Oysa bitti bile demedin. Ne dersin, sence de bir hoşçakalı hak etmiyor muydu bu aşk? Bilmiyorum...
Bazen bilmemek daha iyi diye düşünüyorum. Hani bazı soruların cevaplarını almak yüreğini daha da sıkıştırır. Anlamsızlıkta bocalarken belki de daha ağır gelir aldığın cevaplar. Önce karşındakini suçlarken, sonra kendine yönelir suçlamaların. Aynada acıyan gözler görürsün kendine. Boşver bilme en iyisi.
Hangi yarım kalan aşk unutulmuş ki? Avunurum bu ve bu gibi sözlerle. Hem hep tamamlanacak değil ya… Hadi yarım kalsın bu öykü de. Hadi silmeden gömelim geçmişe. Hadi bu yazıyı okurken tebessüm edelim sakince.
Görüntüleme sayısı: 1638
Yorumlar (5)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.