Hülya Çemçem
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Gördüğü bütün askerlerin peşine takılıp gitmek istiyordu. Oyunlarında hep asker oluyor, elinde silahıyla geziyordu. Bütün hikayelerinin başrolünde asker vardı. Beş yaşında bir çocuk… Babayı hiç görmemiş, tanımamış. Onun baba kelimesinden anladığı annesinin gösterdiği asker resimleriydi.. "İşte oğlum baban bu!". Babayla nasıl konuşulur bilmiyordu.. Arada bir telefonda bir erkek sesi "Ben senin babanım!" diyordu. O susuyordu.
Anneyle baba üç yıl süren bir mücadeleyle ancak geçen ay boşanabilmişlerdi. Karar çoktan verilmiş, bu üç yılda çekilmesi gereken acılar çekilmiş, yaşanılmış güzel ve kötü günler çoktan unutulmuştu. Unutulan bir şey daha vardı. Tatlı bir çocuk ve duyguları…
Bilinçsiz aile, yani kadının ailesi torunlarını babasına göstermemekte kararlı. Bir sarılış, bir dokunuş, bir öpücük babaya da toruna da yasak. İçlerinde büyüyen düşmanlık çocukta ne yaralar açacak ve açılan bu yara hayatından daha başlamadan neler götürecek farkında değiller. Anne üzgün ve korkak. Ailesini karşısına alıp çocuğunun üzerinde hak sahibi olamıyor. Baba çaresiz… Anne ve çocuğun yüzüne ufacık bir gölge düşmemesi için susuyor, bekliyor.
Çaresiz anne ve baba yüreği daha fazla dayanamıyor. Geçmişte aşkın verdiği güçle nasıl cesaretlenip gizli gizli buluşuyorlardıysa şimdi de bir evlada duyulan sonsuz sevginin gücüyle gizli bir buluşma ayarlanıyor. Baba ve oğlun buluşması.. Baba oğlunu görecek, ben babanım diyemeyecek, sarılıp öpemeyecek. Bir yabancı gibi iki dakika uzaktan görecek ve gidecek.. Şehirler farklıdır. İki dakikalık göz buluşması için bir günlük yol katedilecek.. Ama ne fark eder ki? Bu iki dakika bir ömre bedel.
Veee buluşma anı.. Annenin arkadaşının yeridir buluşma mekanı. Adam meraklı ve endişeli bakışlarla içeri girer. Çocuk tuhaflaşır. Bakışları değişir, durgunlaşır. ‘Ben bu amcayı tanıyorum galiba anne’ der. Anne tedirgin..’Evet çocuğum, patronumun abisi ya.. Hatırlamadın mı?’der. Çocuğun bakışları düşer. Heyecanı kaybolur. Kayıtsız inanır.
Baba bu konuşma esnasında arkasını döner. Duygu seline engel olamaz. Yanağından süzülen damlanın birini alelacele silerken bir diğerine engel olamaz. Konuşamaz. Kaybedilen keşke sadece üç yıl olsaydı. Amca… çocuk ‘amca’ demişti..Gerçek öyle bir tokat atmıştı ki yüzüne dönüp bir kez daha çocuğuna bakacak güç bulamamıştı. El işaretiyle annesine gitmelerini işaret eder. Anne gitmeden oğlunu öpmesini ister. Çocuk bunu istemese de baba sarılır ve öper. Çocuk gider baba yığılır kalır.
Bir zaman sonra titreyen elleriyle cebinden zar zor bir sigara çıkarıp yakar. Derin bir nefes çektikten sonra bir noktaya diktiği gözleriyle öylece kalır. Sizce o anda geçmişi , hataları , kaybettiklerini mi düşünüyordu dersiniz yoksa geleceği ve yapması gerekenleri mi?
Görüntüleme sayısı: 1358
Yorumlar (3)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.