Online Sayaci 1







Kayıp Parola?

Kim Online

Şu anda 1 misafir bağlı

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

ardılmak

( üzerinden ayrılmamak üzere yapışmak )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow Hüseyin BENEK arrow Yargı Yargılanıyor Mu
Yargı Yargılanıyor Mu Yazdır E-posta
Friday, 04 December 2009

 

 

 Hüseyin BENEK


Başlıktaki çelişkinin, sistemin sağlıklı işlemesini isteyen herkesi tedirgin ettiğini düşünüyorum. Eyvah tuz koktu, sistem adaletten uzaklaşacak diye bir kaygı ile... Herkes bilir ki adaletsiz düzen tesis etmek zordur. Devlet gücünü görev alanları içinde kullanması gerekenler, yetkilerini ve otoritelerini artırmak için yasal sınırları aşıyorlar. Bizim gibi ülkelerde, Anayasal sisteme dayalı demokrasilerde güçler ayrılığı diye sistemleştirilen yasama, yargı, yürütmenin görevlerinin belirtildiği yasal düzen, sistemin temelidir. Buradaki bir dengesizlik bütün işleyişi bozacaktır.   Şimdi bu temeli oluşturan üç öğenin görevlerini, Anayasadaki konumlarına (82 anayasası) bakarak inceleyelim.

Yasama; Adı üstünde yasama, millet adına cumhuriyet ve demokrasinin ruhuna uygun yasa yapmak, mevcut yasalarda değişiklik ve kaldırmayı önermek, bakanlar kurulu ve bakanları denetlemek, başbakan da dâhil. Bakanlar kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarma yetkisi vermek. Para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek. Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek. Şimdi yasama denetlemesi gereken bakanlar kurulunun etkisine girerse denetleme görevini yerine getirebilir mi? Bakanlar Kurulunun her istediği yasayı çıkartarak yasamayla yürütmenin benzeşmesine neden olmak, yasamanın saygınlığının zedelenmesine ve sistemin kötü işlemesine, yasamanın yürütmenin kontrolüne girmesine neden olur.

Parlamenter demokrasilerde parlamento iktidarı denetler. Bu sadece muhalefetin soru önergeleriyle olmaz, sistemin uyumlu çalışması için iktidar partisinin grubundan da zaman zaman yürütmenin otoriter tavırlarına karşı çıkışlar olmalı ki, iktidar gücü denetlenerek sınırlandırılabilsin. Eğer denetleme görevi layıkıyla yapılmazsa demokratik sistemin önemli temellerinden biri olan yasama ayağını yıpratmış oluruz. Yürütme yetkisini kullanan iktidarların yasamaya her istediğini yaptırır hale gelmesi sistem yapıcı düşüncenin iktidar gücünü yasama ile sınırlandırma düşüncesini ortadan kaldırarak sisteme büyük zararlar verebilir. Bu ihtimalleri değerlendirerek yasa yapma görevine Ülkemizde yaşayan herkes adına bizim adımıza mecliste bulunan milletvekillerini davet ediyorum. 

Yargı; Yargı yetkisini Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır (anayasa madde-9) Yargı yasamanın yaptığı yasalarla görevini yapar, vatandaşların aralarındaki sorunları kanunlar çerçevesinde çözer. İktidarın yargıya intikal eden icraatlarını yasallık sınırları içinde yasaya uygunluğunu denetler.  Anayasa mahkemesi kanunların kanun hükmünde kararnamelerin TBMM tüzüğünün şekil ve esas bakımından denetler. Yüce divan sıfatıyla da Cumhurbaşkanını, bakanlar kurulu üyelerini Yüksek yargı kurumu üyelerini (Yargıtay, Danıştay, Sayıştay,) yargılar.

Yargıtay; Adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Yargıtay’ın seçim usulleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Danıştay; Danıştay idare mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Sayıştay; Sayıştay merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemek sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak, kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlamak işlerini yapmakla görevlidir. Bunların yanı sıra Askeri Yargıtay, Askeri yüksek idari mahkemesi, uyuşmazlık mahkemesi vardır.Hâkimler ve Savcılar Kurulu ise mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar. Kurulun başkanı adalet bakanıdır, adalet bakanlığı müsteşarı kurulun tabii üyesidir. Kurulun üç yedek ve asil üyesi Yargıtay genel kurulunun, iki asil ve yedek üyesinin Danıştay genel kurulunun üyeleri arasından her üyelik için gösterecekleri üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Bu kurulun görevleri, adli ve idari yargı hâkim ve savcılarını göreve kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükseltme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma gibi yargının bağımsızlığını direk ilgilendiren hâkimlerin ve savcıların baskı altında karar verebilmelerine neden olacak bir mekanizmadır. Bu mekanizmaya yürütmeden(hükümetten) adalet bakanlığı vasıtasıyla az da olsa müdahale edilebilmekte ve yargıçların bağımsızlığı gölgelenmektedir. Bütün özlük haklarının garanti altına alındığı ve bu hakların garanti altında olması gereken bu kurul bence Yargıtay gibi siyasetten ve yürütmenin müdahalelerinden(adalet bakanlığının) bağımsız ve müdahale edilemez şekilde bağımsız olmalıdır.

Sorun bu kurumun başkanının Yargıtay’daki telefonlarının ve ergenokon diye isimlendirilen yapıyla ilişkilendirilen yargıçların dinlenmesinden veya girişiminden çıkmıştır. Yasa bu konuda ne hükmetmektedir? Hedef olan kişinin suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphe, olmasını ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca yasa dinlemeyi biraz daha zorlaştırmak için bazı suçları sıralıyor bunlar, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti, uyuşturucu veya uyarıcı imal ve ticareti yapılması durumunda izin veriyor. Allah aşkına bizim yüksek yargı hâkimlerimizden kim bu suçları işler, hangi mahkeme bu yasalardan haberdar olarak dinleme kararları verir. İşin vahametini anlayabiliyoruz herhalde, yasa dışına çıkılmaya görsün yasa dışına çıkmak sınırsızlığın başladığı noktadır. Bizler bu ülkenin demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanmış vatandaşları olarak bu meselenin yasalar neyi gerektiriyorsa öyle çözülmesini istiyoruz.  

Yürütme; Bakanlardan ve başbakandan oluşur. Başbakan TBMM üyeleri arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Bakanlar TBMM üyeleri ve üye seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır veya başbakanın önerisiyle görevlerine son verilir. Başbakan bakanlar kurulunun başkanı olarak, bakanlıklar arsında işbirliğini sağlar, hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir.Yürütmeyi temsil eden iktidar medyayı, sermayedar yaratmış, bürokrat atamalarında etkisini artırmış, sorun olmamış, demokratik hukuk kuraları içerisindeki icraatları yine demokratik kural ve kaidelerle eleştirilmiştir. Ama yargıya müdahaleye gelince iş değişmiştir, yargıda yürütmenin etkisi medyada ya da başka bir kurumdaki gibi algılanamaz, bu yüzden tepki gösterilmeli ve iktidarlar yargıya müdahalede demokratik tepkinin olacağını düşünerek müdahaleyi düşünmemelidir.Anayasada devletin kurumlarının yapılandırılmasında bir iç içelik görülmektedir. Bunun nedeni güçler ayrılığı ilkesinin kurumlara yansımasıdır. Otoritenin tek bir kurumda ve kişide toplanmasının otoriter yöntemlerin önünü açtığını insanlık çok acı bir şekilde yaşadı. Bu nedenle tek adamlığa ve demokrasi dışı yöntemlere kaymaması için iktidarın gücünü sınırlayıcı kurallar, önlemler geliştirildi. İktidarın gücünün bir bölümünü başka kurumlara dağıtıldı. Böylece demokratik sistemin güçler ayrılığı ilkesi ortaya çıktı, güçler birbirini denetleyerek denge sağladılar. Bu sistemin ülkemize yansıması parti içi demokrasinin iyi işlememesi nedeniyle parti içinde görev ve yetki paylaşımı liderin inisiyatifinde kaldı ve bunun hükümete yansımasının sıkıntısını yaşıyoruz şimdilerde. Benim izlenimim odur ki başkanlık sistemiyle idare edilen ülkelerdeki başkandan bile bizim başbakanımız yetkilidir.

Bu yetki partilerimizdeki/partisindeki antidemokratik yansımaların hükümete yansımasının yanı sıra, kişi ve kurumların yetkilerini bir daha seçilememe ve atanamama korkusundan dolayı bırakmalarından da kaynaklanmaktadır. Parti içi demokrasi iyi işlemiş olsa, lider seçilecekleri belirlemede bu kadar etkili olamasa, lideri partisi, yürütmeyi yasama sınırlamış olsa bunlar yaşanmazdı. Ülkemiz siyasetinde liderlerin otoriteleri sisteme zarar verecek boyuta ulaşmıştır. Değişim gereklidir bu değişim partilerin işleyişlerini, görünüşlerini lider partisinden uzaklaştırarak, düşünce partisi muhafazakâr, milliyetçi, sosyal demokrat, sosyalist bir görünüme kavuşturulmalarıyla aşılacağını düşünüyorum. Bir parti lideriyle anılıyorsa bu ülkemizde sıklıkla oluyor lütfen oy vermeyin, orada tek adam olma potansiyeli vardır. Bir partiye oy verirken iç işleyişinin liderin kontrolünde bir işleyiş mi, demokratik işleyiş mi hâkim parti tercih ederken ve oy verirken demokratiklik ölçümüz olmalıdır. Bu durumu dikkate almadığımızda ikide bir yönetim bunalımı ile karşılaşırız, çünkü emir komuta zinciri oluşur. Sistem demokratik olup da onun kurumu olan partiler demokrat olamadığında işleyişte sorular olur. Sorun istemiyorsak siyasi kurumlarımızı ve sivil toplum örgütlerimizi demokratik hale getirmeliyiz. 

Şu anda siyasi iktidar aldığı bu yüksek oy oranı ve meclisteki çoğunluğa dayalı üye sayısı ile diğer kurumların ve güçler ayrılığı ilkesi gereğinin sınırlarını aşma eğilimindedir. Buna kim dur diyecektir? Buna yukarıda değindiğimiz gibi parti içi işleyişle baştan dur denilebilirdi, ama mümkün olmadığına göre yasama demelidir. Yasamada üyelerinin tekrar seçilmesinin parti liderine bağlı olan üyelerden oluştuğuna göre tekrar seçilememe korkusundan dolayı ciddi bir denetim sağlayamamaktadır. Yasamayı oluşturan meçlisin muhalefet partileri aracılıyla yürütmeyi denetlemek gibi bir sorumluluğu da vardır ki bu görevi yapmak sayı çoğunluğuna dayalı iktidarlarda daha da zorlaşmaktadır. Güçler ayrılığını oluşturan kurumlardan herhangi biri sorumluluğunu herhangi bir nedenle yerine getiremezse diğer kurumlarında dengesi bozulur, gücü ya artar ya da azalır iki durumda sistemin işleyişi acısından istenmeyen durundur.  Parti içi işleyişteki sıkıntılar yasamaya yasamadaki sıkıntılarda sistemin işleyişine yansımakta olup bu sorunların çözümü yargının bağımsız oluşunda ve güçlü duruşuyla aşılacak gibi görünmektedir.

Yargının yükü daha da artmıştır. Soruna çözüm amaçlı müdahale edebileceklerin varlığı bizi biraz rahatlatmaktadır, bunlar;

a) Cumhurbaşkanı devletin başkanı olarak, devletin kurumlarının sınırlarında ve sorumluluk bilinciyle çalışmasını önererek yapmalıdır.

b) Sivil toplum örgütleri ve muhalefet partileri bir muhalefet koalisyonu oluşturarak iktidarın sırlanması için toplumsal tepkiler örgütlemelidir. Burada demokratik sistemin eli ve kolu olan sivil toplum örgütlerine ve muhalefete önemli görevler düşmektedir. Şimdi sistemi iyi işlemesini isteyen işçi, işveren, çevre örgütlerini ve kanarya sevenler derneği de dahil herkesi adaletin adaletsizce dinlenmesine tepki göstermeye davet ediyorum.

c) Yargı kurumları Yargıtay’a yapılan yasadışı dinlemenin ve izlemenin sorumlularının hukuk kuralları çerçevesinde bulunarak adil bir şekilde yargılanması için, aynı zamanda güç birliği yaparak sistemi sadece yürütmeye(Hükümet) bırakmamaları bilinciyle hareket etmeleri gerekmektedir.

Bu sistemin temelini oluşturan güçler ayrılığı ilkesinin dengeli bir şekilde işletilmesinin Cumhuriyetin ve demokrasinin temel prensibidir. Kişilerin ve kurumların herkesimin kendi alanlarında kalarak, toplumsal sorumluluk bilinciyle birbirlerine güvenerek sistemin iyi işlemesini sağlamak gibi bir sorumluluğumuz vardır. Kurumların kendi alanlarını koruması başkadır, diğer kurumların aleyhine alanlarını genişletmeye çalışması başkadır. Yargı, Türk milletine ve yasalara karşı sorumludur, Yasama, Millete ve cumhuriyetin temel ilkelerine karşı sorumludur. Yürütme ise, vatandaşa, yasamaya hem de yargıya taşınan durumlar karşısında yargıya sorumludur.  Yürütmenin vatandaşların seçtiği kişilerden oluştuğu ve onunda yasal icraatlarına gereksiz müdahalelerin vatandaşın tercihine müdahale olduğunu diğer kurumlarda anlamalıdır. Zaman zaman yürütmenin yasal icraatlarına da tanık olmaktayız. Şimdilerde yürütmeye değil yargıya müdahale söz konusudur. Yargı yürütmeye bağımlı hale gelirse ne olur sorusunun cevabı, otoriter yönetim şekillerinden yönetim şeklimiz olurdur.

Son zamanlarda yürütmeyi (hükümeti) destekleyen içerikli yayınlar yapan yayın kuruluşları yayın ilkelerini hiçe saymaktadırlar:

1) Delil niteliğindeki mahkeme bilgilerinin kamuoyuna açıklanması, delillerin karartılmasının önünü açar. Yargı kurumlarının ulaşamadığı bilgilere gazetecilerin ulaşmaları normal midir? 

 2) Suçluluğu kesinleşmemiş kişilerin görüntülerinin ve isimlerinin yayınlanarak şayet suçsuz ise kişilik haklarına zarar verilmektedir. Bu kişiler tutuklandığında alkış bırakıldığında yermeler, üzülmeler görülmektedir. Yürütmenin müdahalesi yanlıştır da medyanın müdahalesi normal midir? Yargılama usullerine.

3) Bazı kurumlarımızda hatalı ve yanlış davranan kişileri kurumların zafiyetiymiş gibi göstererek kurumlarımıza zarar verilmektedir. Her kurumda hata yapan veya kurumun imkânlarını kendi çıkarı için kullanan kimseler çıkabilir bunu kuruma değil bunu yapana bağlamak gerektiğini hepimiz biliriz, açıklamalarımız ve yayınlarımız bildiğimiz bu doğrultuda olmalıdır. Kendi çıkarlarımız bu siyaside olabilir ekonomikte olabilir hiyerarşikte olabilir ülkemizin, devletin,  toplumumuzun üzerinde olmamalıdır. İletişim kanaları bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeli ve yayıncı sorumluluklarını unutmamalıdır.Yargının borazanı olmuş hiçbir yayın kuruluşu görmedim yoktur. Ancak sistemin tarafı olan yargının tarafı olmalıdır, adaletin herkese lazım olunduğu unutulmamalıdır. İktidarın yasaların çıkarılmasına müdahalesi, ödeneklere müdahalesi, ekonomik gücü kontrol ederek oluşturduğu gücü düşününce, bu güçten nemalan maya çalışan onu destekleyen yayın kuruluşlarının olduğunu görmekteyiz. Ama biz aynı gemideyiz rakibimiz, bizim sol veya sağ ayağımız, bizim olan kurumlara karşı yaktığımız ateş bizi de yakar bunu bilmeliyiz. İktidar sınırımızı genişletme isteği ve kar hırsımız sistemin dengesini bozacak, toplumsal sorumluluklarımızı unutturacak boyutta olamamalıdır.  Yargının adalet dağıtmak gibi bir görevi olduğu için getirim peşinde koşanların desteklemesi beklenemez.

Ama biz toplumsal sorumlulukları yüksek insanlar, İşte tam burada sitemden yana olanlar, sistemin iyi işlemesi ve dengesinin bozulmaması için, güçlerini birleştirerek bir muhalefet koalisyonu oluşturup alanına müdahale edilen kurumun tarafı olarak iktidarı meşru sınırlarına çekilmeye davet etmeliyiz. ’Rakibimiz için yaktığımız ateşi bizi yakacak kadar körüklememeliyiz’.                

Selam ve sevgiler.


(*) Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarına aittir. 


Görüntüleme sayısı: 4345

  Bu yazıya ilk yorumu yazın

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2018 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım