Online Sayaci 0







Kayıp Parola?

Kim Online

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

deydaha

( işte , orda )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow Hüseyin EKEN arrow "Bütün Bunlar Memleketin Selameti İçin!"
"Bütün Bunlar Memleketin Selameti İçin!" Yazdır E-posta
Sunday, 06 July 2008

Active Image

 

 

Hüseyin Eken
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


30 Mayıs 1876 Salı sabahı, Marmara denizinde Dolmabahçe Sarayının tam karşısında dünyada güç bakımından üçüncü sıradaki Osmanlı donanması demir atmış, toplarını saraya çevirmiş bekliyor. Başındaki Kaptan-ı Derya’nın dışındaki bütün askerler saraya yani Sultan Abdülaziz’e düşman devletler tarafından bir saldırı olacağına inandırılarak oraya getirilmişler, oysaki amaç başka…

Yine Türkçe bilmeyen iki tabur asker Suriye’den getirilmiş, Dolmabahçe Sarayı’nın etrafına çadırlar kurularak aynı yalanla oraya yerleştirilmiş, saraydakilerde “Şam’dan talim için gelen askerlere kışlalarda yer olmadığı gerekçesiyle buralara yerleştirildi, talim sonrası Beyrut’a gönderilecekler.” yalanıyla uyutulmuştu. Yine 300 Harbiyeli öğrenciye er kıyafeti giydirilerek ve başlarındaki Süleyman Paşa da binbaşı kıyafetiyle devrin en kudretli padişahının sarayına girerek önce padişahı bir kayığa bindirip Topkapı Sarayına doğru yola çıkarıyor, arkasından sarayda Sultan 5. Murad’a ayrılan veliaht dairesine giderek sultanı tahta çıkarma girişimini tamamlıyordu. Ancak yeni padişaha taht giydirme töreni 500 yıllık imparatorluktaki geleneklerin tam aksine sarayda değil, Beyazıt’taki seraskerlik yani bugünkü adıyla Genel Kurmay Başkanlığında yapılıyordu.

Bu arada Dolmabahçe Sarayı darbeciler tarafından yağmalanıyor, Devlet hazinesi dahil saray çalışanlarının bütün taşınabilir kıymetli eşyaları sarayın dışındaki konak ve yalılara süratle taşınıyordu. Bu yağma, darbeden üç gün sonra Topkapı sarayından Feriye Sarayına nakledilen ve orada da 48 saat sonra 46 yaşında öldürülen Sultan Abdülaziz’in en yakınındakilerin eşyalarına karşı acımadan devam etmişti.

Ancak tahta çıkan 5. Murad’ın zaten var olan akıl hastalığı artmış, muvazenesini kontrol edemez duruma gelerek ve 93 gün sonra tahttan indirilerek yerine kardeşi Sultan II. Abdülhamid tahta çıkmıştı. Bu 93 günlük kargaşada Osmanlı–Rus harbi başlamış ve Osmanlı yenilmiş, Ruslar Yeşilköy’e kadar gelmişleri. Harbin neticesinde 237.298 kilometrekare kaybedilen toprak, 8.184.000 nüfus ve 40 milyon altın tazminattı.

Peki, ne uğruna? Darbeden birkaç gün önce “Serasker Hüseyin Avni Paşa’yı azledeceğim” diyen Sultan Abdülaziz bunu canıyla öderken, memleketin faturası ise hayli ağır olmuştu. Yine Sultan II. Abdülhamid tahta çıktıktan sonra mesleği gazetecilik olan Ali Suavi adında birisi makam hırsıyla Sultan V. Murad’ı yeniden tahta çıkarmak için “Sultan size para verecek” diyerek kandırdığı yaklaşık 200 göçmenle birlikte Çırağan Sarayını basmış, ancak Hasan paşanın soğukkanlı bir şekilde darbeci gazetecinin başına sopa ile vurarak onu oracıkta öldürmesi sonucu bu ihtilal bastırılmıştı. Bu olay olurken Ruslar halen Yeşilköy’de Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul’a girmek için fırsat kolluyorlardı.

Bu olaydan etkilenen II. Abdülhamid artık kendisine bağlı olarak kurduğu bir “Hafiye Teşkilatı” ile başta basın olmak üzere bütün ülkede istibdat rejimini başlatmış ve Devletin Yönetimini Bab-ı Ali’den yani meclisten ve hükümetten Yıldız Sarayına kendi iradesine almıştı. Tarihçiler her iki olayda da o dönemin en güçlü devleti İngiltere’nin parmağı olduğunda hemfikirler.

Ancak Osmanoğulları bu darbelere sebep olanları, gerçekleştirenleri kendileri tahta çıkınca derhal en ağır bir şekilde cezalandırmışlar ve “Devlet Edeb Müddet” geleneğini sürdürmüşlerdir.

Cumhuriyet döneminde iktidar uğruna ilk darbe 1960 yılında yapılmış, başta üniversite gençliği olmak üzere çeşitli gurupların sansasyon ve aspragas haberlerle provake edilmesi sonucu bu memleketin kalkınmada Atatürk’ten sonra, en önemli hamlelerin başlatıldığı bir dönemde, hayatlarının en verimli yaşlarında milletvekilleri yargılanmış ve aslı astarı olmayan nedenlerden bu ülkede yaşadığımız müddetçe yüz karamız olarak tarihte yerini alan bir trajedi yaşanmış, bir başbakan ve iki bakan asılarak idam edilmişlerdir. Özellikle yakın tarihi iyi incelediğimizde bu idamların ne kadar saçma ve gereksiz olduğu açıkça görülecektir.

Yine Sakarya Savaşındakinden daha fazla kaybın yaşandığı 70 yılların defteri 12 Eylül 1980 darbesiyle dürülmüş, 11 Eylül 1980 günü elliden fazla kişinin öldüğü memleket bir anda sihirli bir el değmiş gibi düzelivermişti. Ancak birazcık araştırdığımızda o dönemin AB üyesi olan Yunanistan’ın NATO üyesi olmadığını ve bu üyelik için Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu görüyoruz.

Ancak ülke menfaatleri düşünülmeden, AB üyeliği ve Kıbrıs meselesi gündeme getirilmeden, herhangi bir pazarlık konusu yapılmadan gayet hovardaca verilen bir vize sonucu Yunanistan NATO üyesi olurken, Türkiye bu gün AB yolunda Yunanistan’ın ve onun şımarık çocuğu Kıbrıs Rum Kesimi’nin kaprisleriyle uğraşmak zorunda bırakılmıştır.

Son olarak 28 Şubat 1997 sürecini hep birlikte gördük, istifaya zorlanan bir başbakan, fişlenen memurlar, o günün modası irticacıların tasfiyesi ve sonunda bunun gereksizliğinden bahseden aklı sonralar, yani yanlışın içerisinde olup icraatta sesini çıkarmayıp, çanak tutup, sonradan yanlışmış diyenler, eh geçmiş olsun dedik bizde. Olan memlekete oldu.

Peki, 28 Şubat’ın sonucu ne oldu? Bunu bilmeyenimiz yok ama yine de yazalım. Bir gecede el değiştiren bankalar, önce düşen sonra çıkan manipule edilmiş borsa seansları ve ülke ekonomisinden çalınarak İsviçre bankalarındaki hesaplara aktarılan milyarlarca dolarlar… Gördünüz mü adı tartışılan ama önüne ya da sonuna “darbe” sözcüğü konulan “balans ayarı”nın yaptıklarını? Bütün bunlar yapılırken çok garip bir çelişki hep dikkatimi çekmiştir. Ya demokrasi için, ya Cumhuriyet için yapıldığını iddia ederler yani ”Bütün bunlar memleketin selameti içindir!” İnandık bizde(!)

1974 yılında Yunanistan’da darbe yapan ve Kıbrıs’ta ENOSİS’i kurmak isteyen generaller tam 25 yıl hapis yattıktan sonra 2000 yılının başlarında tahliye oldular. Peki biz 12 Eylül 1980 darbesini yapanlara ne yaptık? Hiçbir şey… Evet, hiçbir şey! Halen devletten maaş almağa, şoförüyle aracını kullanmaya, korumalı olarak lojmanında oturmaya devam ediyorlar.

Şimdilerde adını çok tartıştığımız ama içeriğine ve zamanlamasına bakmadığımız bir operasyon süreci yaşıyoruz. Aslına baktığınızda operasyonun adı değil, yapılanmanın adı “ERGENEKON”. Dava aşamasına gelmiş bir olay için konuşmak veya yazmak benim haddime değil. Sonucu hep birlikte göreceğiz, ancak yukarıdaki olayları sıraladığımızda varsa böyle bir darbeye meyilli yasadışı oluşum bununda “memleketin selameti için” sorgulanması, yargılanması ve eğer mevcut Anayasa ve yasalara göre suç unsuru yine var ise cezalandırılması elzemdir. Yargılamayı ve kararı yüce mahkemelerimize bırakalım.

Yoksa biz daha çok darbeler görür, daha çok kereler memleketin selameti için başbakanlar asar, ülke menfaatlerini kendi menfaatlerimizin arkasına koyar ve milli geliri AB veya ABD milli geliri haline getirmeye, buralardan çalıp çırptığımızı oralara avro veya dolar olarak aktarmaya devam ederiz.

Bırakalım bu “BENİM DARBECİM İYİDİR” ağızlarını, darbecinin iyisi olmaz! Bilebildiğim kadarını yukarıda yazmaya çalıştım. Sana göre bana göre, o zümreye göre bu zümreye göre demokrasi olmaz. Demokrasi senin hakkının başladığı yerde benim hakkımın bittiği noktadır. Demokrasiyi tesis eden halktır, sandık başına gidip oy kullanan vatandaştır. Beğenmediğine en iyi darbeyi yine halk sandıkta yapmaktadır, bunu yaşıyoruz. Seçmenin akıllısı akılsızı olmaz, onun oyu ile benim oyum neden eşit diye sorulmaz,  böyle bir tanım yapanlara dokunmadan geçmek istemiyorum.
 
“Bunun eğitimi eksik, bu nasıl oy kullanacağını bilmiyor, ben elit biriyim bunun oyu bir benim oyum iki oy sayılsın” Askerlik yaparken eşit, vergi verirken eşit ama oy kullanırken aşağıla, oyunu verdiği yere göre onu aptal farzet, buna hiçbir demokraside rastlamak mümkün değildir, ama aklıevvelimizde epey bol.

Osmanlı dönemine ait bilgileri Babıali Kültür Yayınlarından çıkan çok değerli tarihçimiz Yılmaz ÖZTUNA’nın “Bir Darbenin Anatomisi” isimli kitabından alıntılar yaparak yazdım. Akıcı bir üslupla ve oldukça önemli bilgiler veriyor; âcizane okumanızı tavsiye ederim. Yine bununla ilintili olarak eğer bulabilirseniz ilk baskısı Büyük Doğu Yayınları tarafından çıkarılmış Necip Fazıl KISAKÜREK’in “Sahte Kahramanlar” isimli kitabını da okumanızı tavsiye ediyorum.

Tam yazı bitti derken sokaktan sesler gelmeye başladı, balkona çıktım baktım sitenin çocukları oyun oynuyorlar ve oynarken de koro halinde bağırıyorlar; “Çanak çömlek çatladı, çanak çömlek çatladı…”. Bizim bu gün yaptığımız irtica tartışmalarını, 1789 da Fransız devrimi olduktan sonra Fransa’nın yaklaşık bir yüz yıl daha tartıştığını biliyor muydunuz?

Demokrasi tahammül rejimidir, birbirimize tahammül edeceğiz, çanağı çömleği çatlatmadan bir arada yaşamayı elbet öğreneceğiz.

Kısmet olursa bir sonraki yazımda Şehrül-Emin adaylarından, yani şehrin emin kişilerinden bir iki talebim olacak.

DARBESİZ YILLAR DİLEĞİYLE, esen kalın.

Not: Değerli hemşerimiz, TFF Başkanı Sayın Hasan DOĞAN’ın vefat ettiği haberini oldukça üzülerek aldım, merhuma Allahtan rahmet, kederli ailesine, yakın çalışma arkadaşlarına, Kastamonulu hemşerilerime ve spor camiasına başsağlığı diliyorum.


Görüntüleme sayısı: 2886

  Yorumlar (4)
Yazan kurt_2023, 06-07-2008 13:23
Öncelikle gündem de olan bir konuyla paralel bir yazı yazmışsınız.Özellikle Osmanlı Devleti'nin son dönemi ile bugünki olayları da bağdaştırmanız çok manidar ve doğru bir tespit olmuş. GErekenleri siz yazmışsımız. BU zamanları yaşamış kişilerin yorumlarına bırakıyorum.  
 
Yaşanmaması gereken, tatsız şeyler Türkiye'de ve geçmiş yüzyılda hep varoldu. Bize sadece güzel günler temennisi düşüyor. İnşALlah o günler gelecektir. ÜMidimiz hep var olacak..
Darbe Gerçeği...
Yazan hakanertas, 06-07-2008 16:43
Değerli yazılarınız ve görüşleriniz için teşekkür ediyorum... Sürecin takip edilmesini ve dersler çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. 
 
Hakan ERTAŞ
her zaman!
Yazan üeken, 07-07-2008 07:10
sayın Eken,yine her zamanki gibi gerçeklerin sesi olmuşsun.fikirlerinin de senin de daima yanındayım
GERÇEK SES
Yazan MuzafferOzkaya, 26-07-2008 00:03
GERÇEKLERİN SESİ OLDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2018 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım