Hüseyin Eken
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
İki hikaye, alabildiğince ders...
Aslında her iki hikayede aşağı yukarı herkesin bildiği türden ancak hatırlatma açısından sizlerle paylaşmak istedim.
İlki;
Maymun ormanda yaşayan diğer hayvanları taciz ediyor, onlara sataşıyormuş. Bazen kurdun önünü kesiyor, bazen tilkinin, bazen sincabın... Derken bu tacize de hayvanlar aman bizden bulmasın diyerek seslerini çıkarmıyorlarmış. Bu durumdan iyice cesaret alan maymun, artık diğer hayvanlara efeleniyor hatta “Ormanın kıralı benim!” diyormuş.
Zamanla hayvanlar başa çıkamayınca durumu ormanların gerçek kralı aslana iletmişler. Aslan bir iki bakmış olacak gibi değil, şaka maka krallık elden gidiyor. Kalkmış maymunun yattığı yere kadar gitmiş, oldukça öfkeli bir ses tonuyla “Sen ne yapıyorsun? “ diye kükreyince “Aman sayın kralım, ben ne yaptığımı biliyormuyum, apır sapır konuşuyorum işte!” demiş, demiş ama kralın gazabından kurtulamamış.
Alem buysa kral Tosya, kral Tosyalı; bunu hiç ama hiç birimiz hatırımızdan çıkarmayalım, çıkarmayalım ki apır sapır konuşmayalım. Yazdığımıza, çizdiğimize ve söylediklerimize dikkat edelim. Söz ağızdan çıkana kadar bizim esirimiz, çıktıktan sonra biz onun esiriyiz.
İkincisi;
Yaşı 45 ve üzerinde olanlar iyi bilirler, Haziran ortalarına doğru ekinler biçilerek harmana taşınır. Sonra yığın yığın serilerek öküzlerin koşulu olduğu düven ile sürülerek samanla buğday birbirinden ayrılır, rüzgarlı gecelerde tınaz savurarak iyice samanı ayrılırdı. Sonra buğday yıkanır, kurutulur ve işin en tatlı tarafı bulgur kazanlar kurulurdu. Bizlerde bulgur kazanlarının içine mısır ve armut gömerdik, bulgurla birlikte pişen mısırı veya armudu afiyetle yerdik.
Sonra traktörler çoğalınca arpalıklardan öküz arabası gıcırtıları kayboldu; arkasından patozlar devreye girince düvenler otantik köşelerde yerlerini aldı. Tabii sapı öküz arabasıyla çekince, harmanı da düvenle sürünce şimdilerde en büyüğünden bir hafta süren harman o zamanlarda Eylül ayının ortalarını buluyordu. Mısır ve armut onun için giriyordu bulgur kazanına.
Düven sürmek biz çocukların en büyük eğlencesiydi. İki öküzün koşulu olduğu düvenin üstüne oturmak için minder veya sandalye konulurdu. Bunların yanına da yarım gazyağı tenekesinden veya sapı kırılmış kürekten bir kap bulunurdu. Düveni sürerken gözümüz hayvanların arkasında olur, ihtiyaç gidereceklerini hissettiğimizde hemen düveni durdurur bu kabı hayvana yetiştirirdik, buğdayın üzerine pislemesin diye... Yetiştiremediğimizde okkalı bir azarı işitir ve pisliği harmanın dışına taşır, düven sürmeye devam ederdik.
Bu kadar nostalji yeter, okuyuculardan orta ve ileri yaşlı olanların bu satırlardan sonra hafızalarının bu bölümlerinin kayıtlı olduğu bölgelere doğru duygusal bir geçiş yaptıklarını görür gibiyim.
Ancak bu anlatılanlarla ilgili öküzlere atfen, bize has çok ilginç bir de deyim vardır. “Harmanda ettiğin, peynide önüne gelir” derler. Daha açık yazılması hoş olmadığından böyle üstü kapalı yazdım, ama gençlerimiz bunu müsait ortamlarda aksakallılarımıza sorabilirler.
Değerli hemşerilerim,
Sizlere şimdi harman zamanı gibi gelebilir, lütfen ettiklerinize dikkat edin, işin peyni kısmını sakın gözardı etmeyin. İnsanlara iftira atmayın, pişman olacağınız şeyler yapmayın, yoksa son pişmanlık fayda etmez. Son olarak yanınızda “eğri cetvel” taşımayın, varsa evinizde, büronuzda, işyerinizde onlardan bir an önce kurtulun. Doğru çizgi için doğru cetvel gerektiğini unutmayın. Cetvelinizin eğriliğinden olur olmaz yerde mahcup olmayın.
Sonra demedi demeyin…
Esenlikler diliyorum.
Not: Size yabancı gelen kelimeler için www.tosya.gen.tr sayfasındaki Tosya Sözlüğü bölümüne bakmanızı istirham ediyorum.
Görüntüleme sayısı: 2245
Yorumlar (1)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.