Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Anasayfa Haber Arsivi Ana Sayfa Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt
Duyurular: Forum anasayfasında, sayfanın en altında en son gönderilen mesajlar linki olduğunu gördünüz mü?
+  Tosya.Gen.TR
|-+  Diğer Konular
| |-+  Spor
| | |-+  Bir adam
« önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Bir adam  (Okunma Sayısı 5230 defa)
Fahri
Profesyonel Forumcu
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 131



Üyelik Bilgileri
« : »


Hurafelerden arınabilmek...
                  Futbolda çağdaşlıktan, bilimden, akılcılıktan, gerçeklikten uzak kaldığımızı ve bazı durumları hurafelerle açıklama tutkumuzu gösteren örneklere sıkça tanık oluyoruz. Bilimi, aklı bu işe kapsamlı bir şekilde sokamadığımız sürece yaşadığımız hüsranların sonunun gelmeyeceğini ise bir türlü algılayamıyoruz
                  Şans, kader, kısmet gibi hiçbir bilimsel karşılığı olmayan hurafe nitelikli içi boş kavramlar hâlâ yorumlarda, değerlendirmelerde geniş yer tutuyor. İşin ilginci, yöneticiler, teknik adamlar, futbolcular, bunları laf olsun diye ya da ağız alışkanlığı olarak değil gerçekten öyle olduğuna inandıkları için dile getiriyorlar
                   Yenilen takımın yöneticisi, teknik direktörü ya da futbolcusu olup da maç sonrasında şanssızlıktan yakınmayanını gördünüz mü? Ardından da, “Artık önümüzdeki maçlara bakacağız” klişesini patlattın mı, tamam işte... Her şey aydınlandı, kafalarda hiçbir soru işareti kalmadı. Başka bir yoruma, değerlendirmeye gerek var mı?..
                Yenilgiye mazeret bulma çabasını anlıyoruz da nedense kazanan takım cephesinden hiç kimseyi bugüne kadar, “Bugün hiç iyi bir oyun ortaya koymadık, maçı şansımızla kazandık” şeklinde konuşurken görmedik.
               Tabii galibiyete dışarIdan gerekçe bulmaya hiç gerek yok. Galip gelinmişse, bu; yöneticisinden, teknik adamı ve futbolcusuna kadar herkesin üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirdiği anlamına geliyor. Aslında kaybedilen maçlarda da görevler yerine getiriliyor ama ah o şanssızlık yok mu?.. Bir anda devreye girip takımı yıkıveriyor. Galibiyet her zaman bizim eserimizdir, yenilgi ise şanssızlığın...
              TRT’deki programlarında Türkiye Kupası maçlarının değerlendirmesini yapan Erdoğan Arıkan ile Hakan Şükür, Bursaspor maçında sakatlanarak oyundan çıkan Uğur Boral’a “nazar değdiğini” söyleyerek, hurafeci bakış açısının yeni bir örneğini sundular.
              Onlara göre ligin ikinci yarısına çok iyi başlayan ve iyi bir form grafiği yakalayan genç futbolcunun, Bursaspor maçının ilk yarısında sakatlanarak oyunu terk etmesinin, “nazar değmesinden” başka bir açıklaması olamazdı. Ne kadar akılcı(!), ne kadar bilimsel(!) bir yaklaşım... Sakatlıktan korunmak için futbolculara, uygun yerlerine nazar boncuğu takmalarını da önerseydiler tam olacaktı yani.
                   Sakatlığı nazara bağlayan bu ikilinin, futbolumuzdaki yanlışlıklar ve eksikliklerle ilgili olarak da kim bilir ne kadar parlak(!) teşhisleri vardır. Bu konudaki düşüncelerini de esirgemeyip bizi aydınlatmalarını bekliyoruz...
Logged

İnsan hayal ettigi müddetce yaşar.
Fahri
Profesyonel Forumcu
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 131



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : »

Bir adam…
                Reha Muhtar’ın bir yazısında geçen, “Erman Toroğlu da eleştiri gücünü küçük düşürerek veya espri anlayışını insan onuruna ve şerefine zaman zaman halel getirecek şekilde yapmış ve kötüye kullanmış olabilir” sözündeki halel sözcüğünün yanlış olacağı düşünülmüş ve helal olarak düzeltilmiş(!).
                    Doğal olarak R.M. da bunu düzeltiyordu. Ama hem kendisi; hem de düzeltmeni aynı anlama gelen onur ve şerefin birlikte kullanılmasını görmüyordu nedense.
                         Benzeri bir durum da benim başıma geldi geçen hafta. Adamın birinden, ikisinden, üçünden söz ederken eskilerin nev-i şahsına münhasır sözünü doğru dürüst söyleyemeyen ve şahsına münasır biçiminde çakma yapan televizyon sunucusu kadından da söz etmiştim yazıda. Amacım okuru azıcık gülümsetmekti.
                      Ama kadının bilgisizliği benim yanılgım gibi düşünüldüğünden dikkati çekmek için azıcık sağa da yatırmama karşın sözcük düzeltilmişti(!) Sonrasında da olması gereken anlam ve öneminden yoksun kalan sözcük, büyük olasılıkla da ne yaptığımı anlamayan okurun bana gülümsemesine yol açmıştı.
                       Münasır sözcüğü kendine özgü bir durum yaratmıştı sonuçta. Bugün şahsına münasır ve münhasır da olmayan kendine özgü bir adamdan söz edeceğim, geçen haftaki adamların ardından.
                   Bilindiği gibi adamın biri var, ikisi, üçü, beşi var. Adamcık var, adamsı var. Adama benzer adam var; bir de adam gibi adam var. Ama kimilerini anlatırken gibi sözcüğü bile çok gelir. Adam, tam da odur işte.
                        Yıllar yıllar önce Evrensel’in spor sayfasının sorumluluğunu aldığında sol duyulu çağrısıyla bana gazetenin kapısını açmıştı o adam. Ben bugün de buradayım. O da, yıllar öncesinde başladığı uğraşın bugün de içinde.
                       Yeşil alanın içinde genellikle sağ yanda emek verirken, dışında solun açığında kullandı beynini, emeğini ve her şeyini. Ta oyunculuk döneminde başlamıştı topçuların özlük haklarının peşinde koşmağa. Oynarken. Yani, günümüzdeki gibi olmasa da paraya para denmediği, denmeyeceği günlerde. Kulübüyle ters düşmeyi de göze alarak.
                      1970’li yıllarda kim, nasıl ve niye yaptıysa günümüzün Profesyonel Futbolcular Derneği gibi adı olan; ama kendi olmayan bir futbolcular sendikası kurulmuş. Böylece kimilerine makam, ad, san, şan, ün sağlanmış tıpkı bugünkü gibi.
                      O da buna tepki olarak Amatör Sporcular Derneği’ni kurar. Bir spor kuruluşu olması gerekirken bir tecimsel kurum olarak olaya bakan kulübünü karşısında bulur. Dernek de 12 Eylül darbesine takılır. Kulüp bir işverenin yapması gerekeni yapar ve onu kulüpten uzaklaştırır, satar bir mal gibi. Suçu top peşinde koşarken, hak peşine düşmek, solculuk yapmaktır. Dernek de kapatılır netekim.
                    Otuz yıl sonra, 12 Eylül’ün izleri de bir türlü silinememişken huyundan geçmeyen adam yine soldan atağa kalkar ve Spor Emekçileri Sendikası’nı (Spor-Sen) kurar. Ayaktopçulardan umudunu kesmiş olmalı ki tüm spor dallarına yönelir bu kez. Üstelik salt sporculara da değil.
                     Sporun içinde spor için emek veren tüm çalışanlara, asıl emekçilere. Malzemecisi, temizlikçisi, aşçısı, sporcusu, çalıştırıcısı ve herkesi.
                       Umarım spor için çalıştıklarını sanan üç- dört büyük ve onların ardından gelen kulüplerin başkanlarına, yöneticilerine, şunlarına, bunlarına kapalıdır bu sendika. Çünkü adamlar sendikaya da sulanıp başkanlık olsun da kaç tane olursa olsun derdine düşerler de.
                         12 Eylül benzeri bir şey daha olmazsa girişim olumlu sonuçlanacak gibi. DİSK ile bağlantı kurulmuş, destek alınmış. Yarım asırlık özlem son bulacak sonunda. Bir adamın çabasıyla. O adam, Metin Kurt, zamanında toplumsal ve mesleksel dayanışmaya değil de soyadına yatırım yapsaydı belki federasyon başkanıydı şimdi. Ama o solda oynamayı yeğlemiş bir kez.
                    Askere gitmemek ya da geç gitmek için otuzundan sonra otuz bin lira karşılığı topçuluğa soyunan insanların olduğu, TEKEL işçilerin hak için direndiği, itfaiyecilerin sokağa döküldüğü yalnız ve güzel ülkede Metin Kurt’un çabası gülümsetiyordur kimilerini büyük bir olasılıkla. Özellikle de bugünün milyoner, milyarder topçularını. Onlar herkesin kendi bacağından asılmasından, her topçunun kendi bacağından satılmasından yanalar çünkü.           
                     Herkesin dini, imanı oldu ya para. Ya da din, iman para doldu ya. Ulusal sanı verilen can alıcıya bile yarışmada seçici kurul üyeliği önerilecek derecede damarlarda dolaşır oldu ya para. Damardan kırmızı beyaz akacağı söylenen kanın yerini avro, dolar karışımı bir renk aldı ya.                     
                       Ulusal paraya bile bakılmıyor artık. Kimilerinin adamlığı ayaktopu karşılaşmalarından önce ulusal marş söylemekle sınırlı kaldı. Ama arada bir çıkan bir adam da yetiyor her şeye.
Logged

İnsan hayal ettigi müddetce yaşar.
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  



', $txt['smf52'], '
'; } // Don't show a login box, just a break. else echo '
'; // Show the "Powered by" and "Valid" logos, as well as the copyright. Remember, the copyright must be somewhere! ?>
Pagerank
Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com