Gurbet
Saturday, 12 September 2009

Esma Nur Çetinkaya

 

 

Esma Nur ÇETİNKAYA


Funda Arar, “Gurbet Kuşu” şarkısında gurbeti sevgilisinden uzakta olmak şeklinde yorumlar. Gurbette olmak bir dert; bu derdin devası da sevgilinin yanında kalmaktır.  

İlk dinlediğimde  şarkıyı sevmiştim; yalnız “gurbet” kelimesini iki insan arasındaki aşılmaz duygusal mesafe olarak gösteren bu metaforun, kelimenin gerçek yükünü ne kadar taşıdığını da merak etmiştim.

Bu merak Orhan Kemal’den okuduğum Gurbet Kuşları romanıyla son buldu. Çünkü kelimenin gerçek yükünü bu romanda hissettim.

1950’li ve 60’lı yıllarda Türkiye’nin her köşesinden; özellikle Çukurova’dan, Kastamonu’dan ve Sivas’tan gelen göç seli İstanbul’u gurbetle sarıyor, gurbetle yıkayıp, gurbetle dolduruyordu.  İstanbul; göç edenlerin yegane ekmek kapısıydı. Taşı toprağı altın olan(!) bu şehirde Anadolu’dan gelen gurbet kuşlarının tutunması, silbaştan hayata başlaması, doğdukları günün de İstanbul’da doydukları gün olması gerekiyordu. İstanbul’da doymazlarsa eğer; geceden sabaha kondularını inşa edemezlerse; İstanbul onları öğütür, İstanbul onları ezerdi. 

Okuma-yazma bilmeyen, vapuru tramvayı ilk defa gören, şehrin aman vermez kurallarını anlamada zorluk çeken ve İstanbul’un “sahip”leri tarafından “ayı” diye aşağılananların can yakıcı romanıydı Gurbet Kuşları.

Gurbette insanlar birbirine güvenmiyordu; değil hemşehrisinden hayır görmek; babayla oğul arasına setler çekiliyor, geniş aileler çekirdek aileye dönüşüyordu. Deli gibi esen şehir rüzgarlarından nasibini alan sadece erkekler değil elbette. Kadınlar, kız çocukları hiç bir zaman tam manasıyla benimseyemeyecekleri gurbetin bütün kurallarını noksansız yerine getirmek için  çırpınıyor; zengin köşklerinin sıkışıp kaldıkları mutfaklarından kendilerine daha özgürce yollar açmanın mücadelesini veriyorlardı. Bu mücadele onları bazen ahlak dışı yollara sevk ediyor bazen de erinin yanında dimdik duran, güçlü bir kadın olmaya itiyordu. İstanbul’un dişlileri altında ezildiklerinin farkında bile olmadan oradan oraya sürükleniyolardı.

İstanbul’da doğan şanslı (!) çocuklar ise kabuklarından çıktığı salyangozu beğenmeyip; aile bünyesinde sarsılmalara sebep oluyordu. 

...

Gurbetin dayanılmazlığını Gurbet Kuşu’nda değil, Gurbet Kuşları’nda hissettim. Orhan Kemal’in romanının her sayfasında gördüm ki, gurbet zordu, zorluktu, bir nesli denizin dibine koyup, dalgalardaki çırpınışını izlemekti. Gurbet garip olmaktı bir şehirde ve yabancı kalmaktı bir şehre... Gurbet bir toplumu iki tarafa ayırıp, sonucu önceden belli olan maçın oynanmasıydı.  

Memleket özlemiyle yanıp tutuşan tüm gurbet kuşlarının mücadellereni alkışlıyor  ve hepsinide selamlıyorum. Herkesin sılasında kalarak mutlu olabileceği bir gelir dağılımı düzeyine ulaşarak gurbet kuşu olmaması dileklerimle...         


Görüntüleme sayısı: 1683

  Bu yazıya ilk yorumu yazın

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
SEO by Artio