Çağdaş dünya eğitime nasıl bakıyor? Biz eğitimden ne bekliyoruz, eğitime nasıl bakıyoruz? Beklentilerimizi gerçekleştirmek için izlediğimiz yol gerçekçi ve işlevsel mi? Soruları ile olaya yaklaştığımız zaman sorunu daha rahat irdeleyebileceğimizi gerçekçi ve yapıcı bir sonuç üretebileceğimizi düşünüyorum.
Çağdaş dünya, eğitimi amaca hizmet eden bir araç olarak algılayarak; amacın mutlu ve sorumlu yurttaşa ulaşma ereği ile şekillendirildiğini görüyoruz.
Eğitim, hayatın tüm alanlarına egemen düşüncenin ve yaşantı biçimlerinin şekillendirildiği sürecin adıdır. Bu süreç toplumu meydana getiren bireylerin yaşam standartlarının yükseltilmesi yolu ile onu olumsuzluklardan uzaklaştırma ve mutlu kılmayı hedeflemektedir. İnsanların topluluk aşamasından toplum düzeyine yükselmesinin temelinde "kural bilincinin gerekliliği" düşüncesinin yattığını görmekteyiz. Sosyolojik olarak da; topluluklar toplum; toplumlardan millet ve milletin örgütlü yapısı devletinin var olabilmesi toplum içinde belli yaşantıların kurumsallaşması ve toplumun onayı ile hayat bulması ile gerçekleşir. Devlet, bir kurallar manzumesi olarak bir üst kurum niteliğinde olup, varlığı ve gelişmesi insan unsuru ile doğru orantılıdır. Aynı zamanda devletin varlığını, anlamını temsil ettiği insanlar oluşturmaktadır. Devletin gücünden ve geleceğinden bahsederken baktığımız temel ölçüt bir devletin sınırları içindeki yurttaşlarının tüm temel verileri olmaktadır; " okuma/yazma yüzdesi, kişi başına kağıt, çelik, enerji tüketimi, sağlık, seyahat harcamaları vb?" Sonuçta tümü insanın mutluğunu hedef alan göstergelerdir. Tüm bu sonuçların ortaya çıkması bir kısım siyasal ve sosyal kurumların iyi işlemesine ve sonuçta fayda üretmesine bağlıdır. Vatandaşın sosyal, kültürel, ekonomik üretkenliği gelişim düzeyi ile doğrudan ilgilidir. Çağdaş devlet vatandaşın gelişimi ile ilgilenme işini okulları ile gerçekleştirmektedir. Okullar, ulusal değerler yanında çağdaş değerlerin ve bilincin verildiği ve geliştirildiği kurumlar olma sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. Bu, aynı zamanda o ülke vatandaşının gelişmesini sağlarken, o vatandaşların yaşadığı devletin güçlenip, gelişmesini de sağlamaktadır. Saygın ve düzey olarak ileri toplumların devletleri de vatandaşlarının gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılıdır.
Cumhuriyetimizin en temel iddialarından birisi, "muasır medeniyet" seviyesine ulaşmaktır. Bu, yeni kurulmuş bir cumhuriyet için hem heyecan verici hem de iddialı bir yaklaşımdı. Osmanlıdan beri var olan klasik mektepli anlayışında, mektepli olarak, içinde yaşadığı toplumunun efendisi ve saygı göreni olmayı, devlet himayesinde bir iş bulup maaşa bağlanma kısıtlı anlayışının bir türlü üstesinden gelemedik. Hayat için okumak, yeni ufukları keşfetmek, okulları toplum laboratuarı şekline dönüştürmek, gelişimin ve ilerlemenin motoru olarak örgütlemeye yönelemedik. "Hayat için okumak, hayatı anlamak için okumak, hayata anlam katmak için okumak, var olanın daha iyisini üretmek" gibi iddialı amaçlara yöneltemediğimiz okullarımızdan (eğitim anlayışımızdan) yeterli verimi alamadık.
Ve, amaçlarla araçlar yer değiştirdi. Atı arabanın arkasına bağlayarak ilerlemek gibi oldu yolculuğumuz; hayli ağır, kimi zaman verimsiz. Sorunlarımızın çözüm yeri olması gereken okullarımız, zaman zaman sorun kaynağı görüntüler bile verdi.
Okulu ve eğitimi toplumu geliştirme, hayatı zenginleştirme, mutluluğa giden yolu öğretme, sevginin kaynağını keşfetme mekanları olarak algılayıp düzenleyemezsek sanırım bu sorun hep devam edecek.
Okulların, dersliklerin, laboratuar sayısını arttırmadan önce toplum olarak ciddi bir zihniyet değişikliğine ihtiyacımız var.
Bugün bunu, dünkünden daha fazla hissediyoruz.
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.