Parçalı bulutlu bir öğlen vaktiydi ve saat belirsizliğe beş vardı. Kadın, Kadıköy iskelesindeki banklardan birinde oturmuş, bekliyordu. Beklediği kimdi ya da neydi? Kendi de bilmiyordu!!! Hüzünlü bir melodi eşliğinde ağlıyordu İstanbul. Ama bankta oturan kadın dışında bu melodiyi duyan yoktu. Martıların çığlıkları bir keman taksimi gibi acı acı doldururken kulaklarını, polis telsizleri bir piyano gibi dipten kemana eşlik etmekteydi. Ve boğaz ışıl ışıl parlarken herkesten habersiz bu melodiyi dinliyor, bir yandan da için için ağlıyordu. Ağlarken kirlerinden arınıyor ve kendini temizliyordu. Kadın kendini İstanbul'a benzetiyor ve ağlayarak arınmak, temizlenmek istiyordu.
Gerginliği onu düşünceden düşünceye savuruyordu. Şimdi de aklına yanlış zamanda, doğru olduğuna inandığı kişiyle yaşanmışlıkları düşmüştü. Ama yaşarken de biliyordu ki; yanlış, doğruyu götürmüş ve ona sadece tecrübeler kâr kalmıştı. Şimdi de doğru zamanda, doğru insanı bekliyordu. Ama hikaye baştan yanlış başlamıştı. İki doğru o birtek yanlışı kapatamıyordu. Beklediği, doğru olduğuna inandığı bir adamdı. Ama neden beklediğini o da bilmiyordu. İnsanları hep duygusuz olduğuna inandırmaya çalışıyordu kadın. Adamı sözde takmıyordu. ( Ama o gün birşeyler değişecekti. Kadın, adama gözlerindeki hüzünü teslim edecekti...) Ve sözde takmadığını söylediği adam geldi.
Kadın banktan kalktı. Adam kadına gelişi güzel sarılıp, gelişi güzel öptü. Ama ellerini sahiplenir gibi, sever gibi tutkuyla tuttu. Kadın avuçlarını adama bırakmaktan memnundu. Ve saat bu arada belirsizliği üç geçiyordu. Ne olacak şimdi? diye geçirdi aklından kadın. Ve adam öfke yüküyle dolu omuzlarını kadına bıraktı. Kadın adamın yüklerini aldı. Uzun uzun konuştular ardından. Sohbet ettiler... Sıkılacak vakit bulamadı kadın. Kimse onunla böyle konuşmamış, kimse ona iltifattan uzak gerçek, samimi cümleler kurmamıştı. Çıkarsız söylenen bu sözler kadına bir şiirin mısraları gibi gelmekte ve ruhu bilinmez bir huzurla dolarken, yüreği adamın yüreğine değmekteydi. Fakat adam gözlerini kapatmıştı ve ona uzanan yüreğin farkında değildi.
Zaten yaşanacaklar başından belliyken, kadın fazladan anlam yüklemeye başlamıştı adama. Artık kaçmalıydı kadın. Çünkü bu adamın gözlerini kazımıştı hafızasına, sözlerini ve sıcacık ellerini de... Kadın bir erkeğin ellerini böyle sıcak tutmasına alışık değildi. Aşık bir kadın gibi kıskanmıştı bir anda kadın, adamın tüm yaşanmışlıklarını. Ve adamla geçirdiği o yarım gün bitmesin istemekteydi. Zaman dursaydı keşke ve kadınla adam hep kalsaydı yanyana... Oysa gözleri yarı kapalı geçmişti yarım gün. Saat artık ayrılığı vuruyordu. Ve kadın evine eksik, adam evine tam dönüyordu...
Görüntüleme sayısı: 2057
Yorumlar (7)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.