Online Sayaci 1







Kayıp Parola?

Kim Online

Şu anda 1 misafir bağlı

Tosya Sozlugu


PROGRAMI İNDİR

FORUMDA SÖZLÜK

umoğr itme

( üzülme )

Kastamonu Bibliyografyası - Mehmet Yılmaz
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow Solmaz AKÇA arrow Hüsnü Aşk
Hüsnü Aşk Yazdır E-posta
Saturday, 12 September 2009

Active Image

 

 

Solmaz Akça
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır  


 "ŞEYH GALİP" kimdir? Hüsn-ü Aşk üstünde konuşmadan evvel, sanırım Şeyh Galib'i yakından tanımak gerekir. Kendisiyle yapacağımız ufak tanışıklık, bize yazdıkları hakkında fikir verecek ve okuduklarımızı hazmetmemiz bu bilgiyle daha da kolay olacak.  

18. yüzyıl divan edebiyatı şairlerimizden Şeyh Galip 1757 yılında İstanbul’un Yenikapı semtinde dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet'tir fakat zamanında  "ESAT"  ve  "GALİP"  mahlaslarını da kullanmıştır. Babası Mustafa Reşit Efendi'dir. Babası mevlevi tarikatına bağlı olduğu için kendiside bu çevrede büyümüştür.  İlk tahsilini babasından almıştır. Galata Mevlevihanesi Şeyhi Hüseyin Efendiden din ve tasavvuf; Şair Hoca Neş’et’ten de edebiyat dersi almış olduğu Divan’ındaki manzumelerinden anlaşılmaktadır. Aldığı eğitim sebebiyle erken olgunlaşan Şeyh Galip, küçük yaşlarda şiir yazmaya başlamıştır. Yazdığı şiirleri toplayarak henüz yirmi üç yaşındayken bir divan oluşturmuş ve Hüsn-ü Aşk mesnevisini henüz yirmi altısındayken tamamlamıştır.  Babasının izinden giden Şeyh Galip mevlevi tarikatına girmiş ve Mevlana dergahında girdiği çilesini  İstanbul'daki, Yenikapı Mevlevihanesine dönerek doldurmuştur. Bir süre tarikatın çeşitli kademelerinde görev almış ve ardından da Galatasaray Mevlevihanesine şeyh olmuştur.  

III.Selim Han için söylediği güzel kasideleri vardır. Gazellerinde sofiyane heyecanlar göze çarpmaktadır. Şeyh Galib, 1799’da öldü. Mezarı, Beyoğlu Tünel yakınında olup, şimdi Divan Edebiyatı Müzesi olan Galata Mevlevihanesi bahçesindedir.  Dili oldukça süslü, zengin mecazlar ve istiarelerle doludur, renklidir.

  Yapıtları: 

Şeyh Galip’in bilinen, en ünlü yapıtı HÜSN-Ü AŞK’tır. Bu önemli yapıtından başka bir de DİVAN’ı vardır. Abdulbaki Gölpınarlı tarafından yayına hazırlanan "Hüsn-ü Aşk" ilk defa 1968 yılında yayınlanmıştır.

Şeyh Galip bir mecliste Nabi’nin  "Hayr-âbâd"  isimli mesnevisinden daha güzel bir eser yazabileceği iddiasında bulunmuş ve eserini bu iddiayı kanıtlamak maksadıyla yazmıştır. "Hüsn-ü Aşk" zengin bir duygu ve düşünüşle söylenmiş, hikayeden çok, şiir diliyle ve yine ilahi aşk yolunda katlanılması gereken zorlukları belirtmek gayesiyle yazılmış bir eserdir. Kendi türündeki mesnevilerin hiçbirinde rastlanmayan bir tasvir, hayal, kompozisyon güzelliğine sahiptir.  

26 yaşındayken meydana koyduğu "Hüsn-ü Aşk" adlı eseriyle, Nabi’nin "Hayr-âbâd" ını gölgede bırakmakla kalmamış, aynı zamanda bütün divan edebiyatımızın en güzel ve son mesnevilerinden birini oluşturmuştur. Şeyh Galib, "Hüsnü Aşk"ı yazarken Mevlana’nın "Mesnevi"sinden ilham aldığını söylemiştir. Eser’de Nizami’nin ve Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’undan da izler vardır. Yapı ve şekil bakımından diğer mesnevilerden farklı değildir. Tek ayrılık öncekilerde arada bir yer alan gazellere karşılık Şeyh Galib’in ’tardiyye’ ismini verdiği muhammeslerin bulunuşudur. Tardiyyeler mesnevinin en güzel parçalarıdır. Bunlar bağımsız birer manzume olarak da kabul edilebilir

 Şeyh Galip, dünyaca ünlü birçok yazarı da farklı ûslubuyla etkilemiştir. Bu anektodlardan birini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ünlü Gürcü şair Mayakovski ile Nâzım Hikmet, Moskova’daki üniversite yıllarında zaman zaman biraraya gelerek şiir üzerine konuşur tartışırlarmış. İşte bu karşılaşmalardan birinde, Mayakovski sormuş: - Nâzım en ünlü şairiniz kimdir? Nâzım Hikmet hiç duraksamadan: -Şeyh Galip’tir, demiş. 

Ve  Şeyh Galip’in Muhammes’inden şu dizeleri okumuş:

 Bir şu’lesi varki şem-i canınFân’usuna sığmaz âsumanınBu sine-i berk âşiyânınSina dahi görmemiş nişânınEfrûhte-i inâyetindir.* Daha sonra da şiiri Mayakovski’nin anlayabileceği bir dille açıklamış. Şiirdeki mecazi anlatımların ve benzetme zenginliğinin farkına varan Mayakovski: - Biz günümüzde şiire bu kadar anlam derinliği veremiyoruz, demiş. * Muhammes´in açıklaması :

Can mumunun öyle bir alevi vardır ki göğün kubbesine sığmaz! Bu, yuvası şimşek olan bağrımın eserini Sina Dağı bile görmemiştir ve ondaki ateş senin lütfunla tutuşmuştur.

 HÜSN-Ü AŞK Benî Muhabbet isimli bir Arap kabilesinde bir gece bir kız bir de erkek çocuk doğar, erkeğe Aşk kıza Hüsn ismini verirler, bu ikisini birbirlerine nişanlarlar. Öğrenim zamanları gelince ikisi de Edep okuluna giderler, bu okulda Munlâ-yı Cûnûn adındaki hocadan ders aldıkları sırada Hüsn, Aşk'a aşık olur. Bazen içinde Feyz havuzu bulunan Ma'nâ gezinti yerinde buluşmaya başlarlar. Burada gezerler ve sohbet ederler. Bu gezinti yerinde Suhan isimli bir mihmandâr (misafir ağırlayan kişi) vardır ki bu kişi her şeyi bilen çok büyük bir insandır. Fakat, Hayret isimli kudretli bir kişi Hüsn ile Aşk'ın görüşmesine mani olur. Bir süre Suhan yoluyla mektuplaşırlar. Aşk'ın Gayret isimli bir lalası, Hüsn'ün de İsmet adlı bir dadısı vardır.

Aşk, Gayret'in de yardımıyle Hüsn'ü istemeye gider. Kabile büyükleri ise Aşk'ın bu arzusuyla alay eder ve eğer Hüsn'e kavuşmak istiyorsa Kalb ülkesine gidip Kimyâ`yı alıp getirmesi gerektiğini söylerler.  Aşk da bunun üzerine Gayret'le yola koyulur. Yolda içine düştükleri derin bir kuyuda karşılaştıkları bir cadı bunları hapseder. Bu sırada Suhan yetişir ve kuyunun dibinde İsm-i A'zam (Allanın en büyük adı) yazılı ipe sarılıp kurtulmalarını söyler. Bu ipe sarılıp kurtulurlar. Buradan kurtulduktan sonra yolları Gam harabelerine uğrar. 

Devamında Aşk yolda dev, cin ve cadılarla karşılaşacak, ateşten bir denizden geçmek zorunda kalacaktır. Aşk ile Gayret Kalb ülkesine yola koyulurlar ve başlarından birçok badire geçer. Her badirede onları Suhan kurtarır. Mutlu sonla biten hikâyede; işin sonunda Aşk'ın Hüsn'ü kendinden ayrı sanmasının onu yanlış yollara düşüren şey olduğunu, aslında Aşk'ın Hüsn, Hüsn'ün de Aşk olduğunu, birlikte ikiliğin var olmayacağını aslın vahdet (birlik) olduğu mesajı ile karşılaşılır. Kahraman ve yerlerin isimlerinden hikâyenin sonucuna kadar neredeyse her unsur tasavvufi bir anlam taşımaktadır.

Bu nedenle Hüsn ü Aşk tasavvuf edebiyatı açısından çok önemli bir eserdir.  

RESÎNDEN-İ SÜHAN /  SÜHAN'IN YETİŞMESİ bölümünden 1300....İllâ bün-i çehde bir resen varCinniler ana değil haber-dâr Bir  pîr ana tılsım yazmışHıfz etmege hayli isim yazmış 1305Kim ol reseni dutarsa muhkem Hıfz eyler anı o ism-i a'zem *1300Ancak, kuyunun dibinde bir ip var ki, cinlerin ondan haberi yok. Bilge bir ihtiyar ona tılsım bağlamış ve kötülüklerden korusun diye de üzerine çok sayıda isimler, yazılar yazmış. 1305Kim o ipi sıkıca tutarsa; (üzerinde yazılı olan) ism-i âzam onu korur.  

BE HOD ÂMEDEN-İ AŞK VE GÜM ŞÜDEN-İ GAYRET /  AŞKIN KENDİNE GELİŞİ VE SÜHAN'IN KAYBOLUP GİTMESİ Bölümünden. 1900....Bir sözle açıldı gonca-i dil Bir şem'-ile rûşen oldu mahfil. *1900....

Gönül goncası bir sözle açıldı ve ruh meclisi bir sözle ışıl ışıl oldu.


Görüntüleme sayısı: 2244

  Yorumlar (1)
Yazan hbenek, 03-01-2010 22:49
BİZE AŞKI VE KÜLTÜRÜMÜZÜN AŞKA VERDİĞİ ÖNEMİ HATIRLATTIĞIN VE ANLATTIĞIN İÇİN TEŞEKKÜRLER SOLMAZ HANIM...SELAMLAR..

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
© 2018 Tosya.Gen.TR - Tosya'nın Sesi
tosya.gen.tr sitesi Joomla tabanlidir.
Web Tasarım